20111231

Seneye:)

Hadi seneye görüşürüz:)
En sevdiğim aptal ilk okul esprisi:)

20111229

6 aylık Kaş! Bekliyoruz 3 ay 10 gün sonra doğuracak!

Tam 6 aydır kaşlarımı almıyorum ve bunu kimsenin fark etmemesinden nefret ediyorum! Neden a.k. neden kaşsızım, neden inceciksin lanetttt! Şöyle bi minik parmağım kalınlığında olabilseydin yaaa!!!!

regl olmuş babam:)

Babama sabah ki bana çemkirmelerinden dolayı, bugün regl mi oldun dedim:)
Çok şükür ki affetti:)

20111228

Bu cümlenin önünde eğilir, saygıyla anarım:))))

Bir düşünürümüz demiş ki;
"bunca yıl derslerde kanuni yerine hürrem işlenseydi genç kızlarımız bu kadar mutsuz olmazdı. kadın o yıllarda yazmış erkeği parmakta oynatmanın tarihini "

Feysbuk Pöpüler olma yöntemleri-1-

1) En az 1 adet seksi kare,
kızsan memeler ortada olabilir veya mini etekli bacak teşhiri, erkeksen, 4 baklava veya kol kası da yeterli
2) 1 Adet kardeşle, yiğenle, komşu çocuğu ile çekilmiş şeker bir anaç kare. Yüzde de, tüm annelik veya babalık damarları belirgin bir gülümseme. Pikçırımızın altında da, en az 3 adet " ayy eline bebek çok yakışmış" yorumu.
3) En az 1 adet, yaşadığı şehrin veya ülkenin dışında çekilmiş bir kare.
4) En az 1 kare de, 1 den çok erkek veya kızla çekilmiş, ben çok sosyalim imajı verecek bir kare.
5) Bir adet, başka tarafa bakılarak, var ise janjanli bir gözlük ile, aynadan çekilmiş bir kare.
6) Son olarak da, 1 adet gece barda, dans falan ederken, çılgınlar gibi eğlenirken çekilmiş bir kare.

Devamı gelecektir:)

20111227

euthanazie! Ederlezi:)

ih lehsen nah blut!
Aber Wen?
niemand!
Ih bin nur gaystekranke und alle sind gaystekranke. In diesem Fall bin ih in yederseit ungülüklih aber ...! und ich bin in yederseit kein Abgang.

işte bu son hakkındı çocuğum, yavrum, kızım, oğlum:)

zuerst x + y = x + y
dann x + z +y = x + z

Çek çizgi! Hayat ve dostların bacakları açık, seni bekliyor! Hadi koş Kızım!
Dönüşte, kanlar içinde geri döndüğünde, o kanları anan temizleyecek:) siktiğin, siktir ettiğin dostların, hayatın değil!
Güle güle, mujukkss, öpücük:) Beni mutlu eden her karara ve her gelişmeye, bugün seviniyorum:)

dciesfcürdcichucnddcuwcusstescich!

20111225

yaptım! (bu da kendim için yazılan, pek sıkıcı yazılardan,hiç tavsiye etmem:))

Tak diye uyandım, ağzımda iğrenç alkol tadı, 2 bardak suyu bir çözüm olarak gördüm, eylemimi gerçekleştirdim ve tekrar uyumak için döndüm durdum. Ama uyandığımda, aslında sadece fiziksel olarak uyanmamıştım, ondan tekrar uyuyamıyordum. Beynim ben uyurken düşünmüş taşınmış, ne kadar saçmaladığımı, hatta komikleştiğimi fark etmiş ve beyinsel olarak kendime geldiğim vakit, löp diye o korku filmlerindeki gibi açtırmış gözlerimi.
İstediğim ne su, ne de uykuymuş.
Tek istediği beynimin içinde geçen düşünceleri, düşünmem, yorumlamam, değerlendirmemmiş.
Evet değerlendirdim son 1 saattir.
Hata yaptığım noktanın tam üstündeyim. Damar damar üstüne biner, onun tam noktası vardır, bulursun o noktayı, tık tık eder. Onu bulduktan sonra, oraya yapacağın yavaş yavaş masaj, sıcak su orayı açar ve kendiliğinden iyileşir.
İşte ben o damar damarın üstündeyim.
Yapmam gereken şey, annemle babamın bana verdiği o pencereden, evin içine girip, başka bir pencereye giderek, dünyada başka evlerin, hatta başka dünyaların olduğunu da görmek.
Başka dünyaları kabul eden insanlar, işte tam o zaman cimri olan babasına kızmaz...
Kabul ettin mi, sonra ki adım, ben bu dünyadan değilim diyerek, dediğin insana hoşçakal diyip, kendi dünyana geri dönmek.
Babam veya diğer insanlar, hepsi hayatta bana bir sürü şey öğretti, beni ben yaptı.
Ama herkes için bir son kullanma tarihi vardır. O son kullanma tarihinden sonra da içmeye yemeye devam edersen o besin kaynağını, mideni bozar, psikolojini bozar.
Babamın bile son kullanma tarihi var. Ve o çok yaklaşmış gibi geliyor bana.
Aslında tamamen ilişkiyi kesmekten bahsetmedim hiç biri ile, sadece odak noktasından kaldırmak gerek, mesela buzdolabında dursun yine ama arka taraflarda falan.
Ön taraflarda genelde sürekli kullandıkların dursun ve onu zırt pırt görme.
İşte bu kadar basit aslında hayat.
Dünyaları kabullen, kendi dünyana geri dön, buz dolabındaki o nesneyi, geriye bir yerlere at ve kendi dünyandan nesneler gördüğün gibi, onu ön sıralara al...
O zaman sanırım seni kimse üzemez, kimse kıramaz.
Haa hayat tabi ki siyah beyaz değil, neden çünkü duygular var.
Halbuki bu duygularında tek bir nedeni var, insan oturup sağlıklı düşünemezse mantık dışı hareketler yaparak, yanlış tercihlerde bulunur. İşte bunlarda hayatın diğer renkleridir.
Duyguların olduğu sürece de, o buzdolabını siyah beyaza göre yönlendirmen zor olacaktır. Ama yapabilirsin, yapabilirim.
Ve sanırım bu sabah bu saçma uyanıştan sonra, en azından çok net yapmam gereken şeyleri yapacağım, hatta yaptım sanırım, evet yaptım:)

öğrentici

Lan bugün ne sikindirik dersler aldım:) süper eğittim kendimi, süper öğrendim. Saat tam 12 bucuktan beridir de. Yazdığım, okuduğu, gördüğüm her şeyden öğrendim.
En kötü öğrencem, pek sevdiğim arkadşımın benim yüzümden parmağını yarıp, 4 dikişi yemesi idi! Şaka maka acayip üzüldüm ak! Hatta hala gözlerimi kapattığım an o yarılmış parmak gözümün önünde.... :(
Ve bugün de şunu fark ettim, yazarak ben kendimi öğreniyor ve kendimi anlıyorum. Ve herşeyden öte fark ettiğim de, yazarken önemli olan istikrarlı olabilmek.Bir yazma  için, teşvik edicisi şart.
İşte o da, bu blog okuyucuları.
Eskiden de bloğum vardı ama o zamanlar istikrarlı yazamazdım, çünkü takip ettiğim her blogu google profilimle takip ederek kendi bloğumu istemeden de olsa gizlemişim.
Neyse ben yazmaya devam edeceğim ama şu an değil, çünkü tam şu an cevap vermem gereken bir yazı var, yada insan diyelim!
:)
Önemli olan insanlarla tanışmak, insanlarla insanlığını kaybetmemek!
Hey ay lav yu h.e.:)

20111224

Herkes Aşktır Herkes Aşıktır Herkese Aşığım Çünkü aşk yüzsüzdür!

Benim fiziksel halimi bilen ve bu bloğu takip eden, yaklaşık 4 kişi falan var.
Onlar da bilir, ben çok konuşur, eğer bir cevabım varsa da, gerçekten susmadan savunurum.
Ama dün kelimenin tam anlamıyla, çok ama çok uzman olduğum bir konuda birine, oha yüzde yüz haklısın dedim ve tam da benim karşıt görüşümün yan penceresindeydi. Hiç bir zaman göremediğim bir cevap vererek, kafamda kalmış tüm soru işaretlerini tıkır tıkır cevap almış oldum.
Neyse işte o kişi, çok ilginç geldi ve açtım bloğunu okudum. Belki yıllar oldu onun gibi bir tip görmeyeli.
Hani vardır yaa filmlerde, kızla tanışır, kızı kelimenin tam anlamı ile siker, sonra arkasını döner uyur, sabah da siktir olur gider veya kızı siktir eder.
Mal gibi kullanır. Su içmek için bardağı kullanmak gibi veya üşümemek için yorgan örtünmek gibi.
Ruhsuz, acımasız, ki bana göre terbiyesiz.
Kadınları düşman, şeytan, iğrenç yaratık olarak görür. Tek emeli, sikip geçmektir.
Genelde bu tarz modellerin tek sebebi, kuyruk acıları olur.
Taptığı kız, kankasıyla yatar, babası kız arkadaşıyla yatar, annesini bir adamla yatakta yakalar... vs vs. 
Sonra sikman oluverir. Gözleri kapalı siker geçer, biçer döver gibi.
Sonunda bir gün gelir, bir kız vermez hatta tersler, ha siktir laannn, bana vermedi kaltak der, daha ılımlı yaklaşır, daha taktiksel davranır, sonunda bir gün kadın minik bir şans verir, sonuç ilişkileri başlar.
Ve der ki, vay ak. ben yıllardır ne yapmışım.
Eğer şanslı ise kısır döngüye girmez ve o kızla mutlu olur.
Ama muhtemelen bu tarz da insanlar şansız olurlar, işte o zaman kız onu bok gibi bırakır ve bizim oğlan, hay ak .o. der ve yine sikman oluverir.
Bu hallere düşmemek için, hayatta benim için tek çözüm yolu vardır.
Asla ama asla babana bile güvenme!
Bu hayat felsefesi ile, asla körü körüne aşık olmazsın.
Ki ben her aşkımda ayaklarım yerden kesilecek kadar aşık olmuşumdur. Dünyayla bağım falan kopmuştur, insanlar ha siktir aşk varmış falan derler ben ve eski sevgililerimi görünce.
Ama asla tam anlamı ile güvenmem, ne yazık ki erkekler bu derece birine bağlanınca, bu derece büyük aşkı görünce, felaket güvenip, kendilerini teslim ediyorlar.
1.si kimseye kendini asla teslim etme! Karşı taraf sonunda sıkılır, sana sahip olduğu için.
2. si kişi kendinden bilir felsefesi ile, gerektiğinde ne kadar göt bir insan olabildiğini hatırla ve o sebepten asla tam güvenme.
İşte sırf ben böyleyim diye, insanlar bana kızıyor. Neden çünkü kolay unutabiliyiorum, kolay hayata tekrar uyum sağlıyorum.
Çünkü biliyorum aşk dediğin, senin kalbindekidir. Canın ister aşık olursun, değişen tek şey yüzlerdir.
P.s.1 Burda örnek olarak kullandığım kişi eğer bu yaıyı okursan, bana kızma, çünkü ben sana, sana ve kadın aşşağılamalarına rağmen kızmadım sadece üzüldüm. Benim ki biraz daha kişisele girdi ama aslında kişisel değil, sen burda sadece benim nesnemsin. Özneler senin gibi olan tüm erkekler.
p.s.2 Burda kullandığım tüm sikmek gibi kelimeler, rahatlamak için seks yapan insanların yaptığı eylemin adı. Bana göre seks, aşkın içinde olduğu, duyguyla, gözlerdeki ışıltı ile yapılan eylem, ona da aşk yapmak derim ben sadece.

20111223

Babamın sevgilisinin Şerefine

Haftalardır, yok yok aylardır ilk kez, bir cuma gecesi evdeyim, hemde moda sahil hayalimi kurmuşken.
Neden mi, param yokkkkk, ödevim var, finaller yaklaştı, kredi kartımı kullanmak istemiyorum... vs.
Ama her an delirip çıkabilirim sanırım, çünkü babamın bana tam 4 kere 'hiç bir cuma evde olmazsın, bu gece evde misin' gibi siktir git de, rahat rahat takılayım hatunla çağrışımları yapmakta.
Gerçi bende demin son olarak, tamam 50 tl ver, hemen toz olayım dedim:) O da 'çok teşekkür ediyorum nazik teklifin için, odanda bir ömür takılabilirsin' diye espiri ile cevabımı verdi:)))
İyisi mi, ben gideyim 1 bira alıp (zaten 5 liram var,2.si imkansız:), ödevimin 2. kısmını da bitireyim, sonra sikerler lan diyip, oturup, kreative Nacht yapayım.
Artık 1 aydır görüşmemiş, 45 li-50li yaşlarda, babamı düşünmek istemem (ııyyy) ama hatunun gayet ateşli gözüktüğünü düşünürsek, seslerini duyma ihtimaline karşı gerçekten 1 bira ve kulaklık güzel çözüm olacak:)

Haa bu arada şunu da eklemeden geçemeyeceğim, bugün biri 'süper porno' yazarak, benim bloğumu bulmuş. Lan o kadar mı belden aşağı muhabet yapıyorum ben. Hay ak. diyorum ve babam seslendi gidiyorum:)

Ve 21.23 itibariyle süper bir bakkal haberi ile geliyorum. Şirince karadutu 20 tl ye satıyormuş bizim bakkal. Abi ayır param olunca alcam dedim. Paran azsa bak şu şarap yeni geldi, 7 bucuk tele, 16. yı sattım bugün dedi. Bende babamın bozukluklardan 5 tlyi 2 tane tuborg ekstraya tamamlamıştım ki, 50 kuruş daha ucuza, koca şarabı aldım:)))

külkedisi ben!

Bu yazımda babam üzerine, hiç de okumanıza gerek olmayan, sadece benim isyanımın bulunduğu garip bir yazı olacak. Şimdiden sıkıldınız fark ettim :)) (Brs sen okuyabilirsin, özel değil hahahaha:))
Babam, gariptir, burda çok kere yazdığım gibi cimridir. Az para mı kazanır, ne kadar kazandığını bilmiyorum ama aylık kredi kartı borcu 5.000 ile 7.000 arasında ve babam borçtan nefret eder, tak diye öder. Bu da demek oluyor ki, en az 10.000-12.000 kazanıyor. Ki zaten verdiği dersleri hesaplarsam da, yaklaşık bu para ediyor. Peki bu parayı kazanan adam kızına ne kadar para vermeli, bi 500 tl vermeli değil mi? Ama babam bana, toplasan 150 tl vermiyor aylık. Mesela geçen hafta konsere giderken bana masaya para bıraktığını söylemiş o parayı söylüyorum, 10 tl. Şaka gibi.
Herkes yok yok sana ders vermek istiyor vs. gibi cümleler söylüyor, değil işte, bu adam hep böyleydi. Ders kızın taksime konsere giderken, 10 tl verip, başına birşey gelebilir mi diye düşünmeden yollamaksa, o ders değil, umarsızlığa girer. Eğer ders vermek istiyorsa, gitme der.
Neyse babam bilmese de, 150 tl burs alıyorum, amcam da ayda 1 veya ben ne zaman istersem 100 tl gönderiyor. Genelde amcamdan çok ama çok az istiyorum. İdare etmeyi istiyorum, çünkü annemden şöyle bir şey öğrendim, kimseye eyvallah etme, kimseye birşeyini ısmarlatma. Su bile alsam takıntılı şekilde ben öderim.
İşte gel gör ki bu ara, bu parasızlık olaylarından, iyice boka sardım, saçma sapan işlerde çalışıp, kendimi üzdüm vs. Annem özellikle benim para konusu yüzünden üzülmeme çok üzüldü. Ha bu arada annem babam ayrı, annemin parası az olduğu için, ondan para almam ben. Tüm hayatımı da deşifre ettim :))

Babamla 2. problemimizde temizlik. Evimiz 165 mkare. Temizlikçi tutmaz ve sürekli evi kirletir. Biliyorum bu satırlar bir çok kişiye garip gelecek ama benim yaşam tarzımda ve büyütülme şeklimde, evde bir hiyerarşi yoktur. Baba tv izler, kadın çalışır yemek yapar vs. gibi bir şey hiç bir zaman görmedim. Annem babam üzniversite 1 de evlendiklerinden, her işi beraber yapmışlar, zaten evleri de öğrenci eviymiş. O zamanlar çamaışır mak. yokmuş, her pazar çamaşır günleriymiş. Her cumartesi sabahı da, bulaşık günleriymiş ( evet 1 hafta yıkamazlarmış bulaşıkları), her akşam yemeği ikisi birlikte hazırlardı, bir kere bile annemi tek mutfakta görmedim. Neyse ev işleri konusunda çok demokratik bir aileydik. Daha sonra annem babam boşanınca, ben babamla yaşadım 4 yıl, o 4 yılda da bir tane sevgilisini eve sokmadı ve benim kilotlarıma kadar elinde tekbaşına yıkadı. Neyse bizim aile sistemimiz bu şekildeyken, şu gün babamla yaşarken, babamın bulaşık makinasının yanına kadar gidip, bardağını koymaması, saçını tarayıp, taraktan o saçlarını temizlememesi, özellikle de ben evi temizledikten bir gün sonra bile önce ayakkabılarını giyinip, sonra saçlarını yapmaya banyoya gidip, yerleri ve çamurlu motor çizmelerini ıslatıp, tüm evi o çamurlu çizmelerle gezip, sonra siktir olup gitmesi beni gerçekten ama gerçekten delirtiyor!!!
Ama hepsinden kötüsü de, ben bu zamana kadar çok ama çok temizlik yaptım ve bana bir kere bile güzel olmuş demeyip, gerçekten her seferinde, sen buna temizlik mi diyorsun diyip, yukardaki eylemleri bu temizliğin üzerine yapması, şu 4. kattan beni kendimi atmama sebep bile olabilir. (Şaka tabi:)) Kendisi de temizlik yapar, daha doğrusu yaptığını sanar, ben temizlik yaparken, tüm evi leş gibi dağıttığından, dağıttığı eşyaları toplar sadece. Sonuçta o temizlik yine götümde patlar.
İşte sırf bu 2 konu yüzünden, çalışıp para kazanıp, eve her ay 100 tl ye temizlikçi tutup, kalan 400-500 tl ile geçinip, babamdan para istemeyeceğim.
Bunun bedeli de, sıçık notlar olacak eminim ama gerçekten şu sıkıntılarla saçlarımı yolmaktansa, okul uzasın ama ben para kazanayım daha iyi...
Neyse işte bu akşam sevgilisi gelecek eve, bana para bırakmadan siktir oldu gitti yine ve  kendisi pek yoğun çalıştığı için, (yalan tabi, evde en az 7 saat geçirdi uyku dışında) 2 gündür de ben çılgınlar gibi temizlik yapıyorum. Bu satırları yazmaya başladığımda o temizlik bitti ve bu satırlar bitince de ona bir mektup yazacağım.
Para istediğim için değil, sadece ne kadar üzüldüğümü ve para konusunda söylediği her sözün beni nasıl kırdığını anlayabilmesi için. Resmen eve hizmetçi tutsa, bana verdiği parayı maaş olarak verse, 2 gün durmaz kadın.
Külkedisi oldum resmen...

büyülü gecemi gerçekleştireceğim!

Tam istediğim ne buldum!

Bir şişe şarap(tabi ki karadut), kimsenin olmadığı bir sahil, kulağımda müziğim, üstümde cinsiyetimi belli etmeyecek kapkalın kıyafetlerim, annemin ördüğü eldivenim berem, 1 paket mendil, kara kaplı defterim, kapalı telefonum ve tüm kalbim!
Şu aptal psikolojiden çıkışımın süper yolu budur işte:)
Yarın cuma ve ben bunu yapacağım!
Oooo yeaah:)

20111222

yalnız ölücem

Bugün pek eski bir sevgilimin bir eski ve devletsel bir mevzusu yüzünden beni araması ve sanki hala arkadaşmışız gibi konuştuğumuz yarım saatlik telefon görüşmesi ne kadar da enteresandı.
Bir tek o heralde, eski sevgiliden dost olmaz mantığına uymayan canlı!
Çok iğrenç bir şekilde terk etmiştim, bir sabah uyandım ve ben yürütemiyorum dedim. Daha bir gün önce, el ele sarmaş dolaştık... 3-4 Ay aradı, bekledi, sonunda bir gün ben seni istemiyorum boşa bekleme dedim. Peki dedi ve ümüdini kesti, o konuşmadan 1 ay sonra, 3 numaralı sevgilime aşık oldum ve herkes den bunu duydu, her türlü sosyal mecrada gördü:)))
Ama benden hiç nefret etmedi, hiç kötü söz söylemedi,  hiç rahatsız etmedi,  çok kötü anlarımda yanımda  bile oldu.
Aslında 35 yaşlarından sonra falan, çocuk doğurmak için, tam evlenilecek adamdı:) hatta evlenme teklifi bile etmişti...
Nasıl yapıcam bilmiyorum ama insanları uzun süre sevebilmeyi öğrenmem gerek artık!
Bunun bir yolu, eğitimi, tedavisi var mı bilmiyorum ama bu gidişle babamın yolundan, elde edene kadar seven, elde ettikten kısa bir süre sonra sıkılan, sonra işkence etmeye başlayan, en sonunda da, yalnız kalmayı tercih eden insan olarak kalacağım!
Ben kesinlikle ölümüne sevilmek, uğruma herşeyin yapılmasını istemiyorum, gizemin içinde olduğu ama bir o kadar da aşkın da olduğu, mıç mıç olmayan ama birbirine bağlı bir ilişki istiyorum! Ve hiç bir zaman bu benimdir tamam dememem gerektiğini de biliyorum. Onu dediğim noktada, benim oyuncağım gibi herşeyinden rahatsız oluyorum.
Sanırım ben yalnız ölücem!

kanım yerde kalmadı:)

Kanım yerde kalmadı dostlarım:))
Geçende parfüm koklattığım günde, beni pek çok üzüp, ağlatan insancıklar benden daha çok üzülecek.
Tabi ki seri katil tutmadım:)) Sadece onların çalıştığı şirkete bağlı şirketin üst düzey yöneticisi (babamın arkadaşı) tarafından bu işi bulduğumu bilmemeleri ve bu olayı bugün beni arayan babamın arkadaşına anlatmam üstüne, sesinin titreyip, telefonu onları aramak üzere kapatması ve ardından neler söyleyebileceğini tahmin edemiyor olmamla, kanım yerde kalmamış oldu:))
Eee tabi ki ben şanslı kesimdendim, yaa normalde gelmiş olan kızcağızlar ne yapıyor:( aman neyse aynı sona varıp üzülüyorum, unut bgm müjde arı!

şeytanın kankasına, tüm evrenden küfürler

Şu saatte ayakta isem senin yüzünden!
Seni afişe etmiyorum, çünkü edersem muhtemelen ilerde anca kasiyer falan olurum! Ya da parfüm falan satarken, faişe olurum.
Buna izin vermeyeceğim ama sadece bir ihtimal bu bloğu bulursan, okursan ve vay anasını bunu kime yazmış acaba dersen, o an bi kalbin sızlasın, masandaki bardak ayağına falan düşsün veya işte bir iki can yakıcı olay başına gelsin ama yine de bu blog sahibinin ben olduğumu anlama!
Tek kelime ile, o bulunduğun yerden dayak yiyerek atılmanı istiyorum, yalvarmanı, hatta yüzüne tekme bile atmayı istiyorum. Bak bu duyguyu çok ama çok az insana beslerim hee!
Ha bir de az kaldı, cinsel problemlerin olduğuna inanıyoruz bir iki kişiyle birlikte, az buçuk fotoşopta biliyorum, az kaldı belanı bulacaksın benden, o seksi fotoğraflarını bir bakacaksın ki, süper porno sitelerde anasayfasında olacak...
Neyse tehtidim de bu kadar, isyanım da, küfürlerimde...
Son olarak;Çok canlar yaktın ve yakıyorsun, sana karşı bu derece büyük nefret, bir gün kıçından fitil fitil çıkacak!!!  Bunu unutma!
hurrrzohhnnnn
Bunun anlamını sen 1 okuyuşta da anlarsın, eminim:)))

20111221

bulmuşbulmuş.com'un cüzdanındaki 2 tl!

Yaaa işte ben bu habere ölümüne küfrederim yaa!
2 Haftadır buldumbuldum.com dan bir cüzdan almak istiyordum, cüzdan özel bir kağıttan yapılmış, ıslanmaz, yırtılmaz vs., en süper özelliği de üstüne keçeli kalemle resim yapabiliyorsun.
Sonuç olarak sonunda babamı, sigarayı bırakma ve yılbaşı hediyesi vermiş olursun diye kandırarak, kredi kartı numarasını aldım.
Cüzdanı çılgınlar gibi mutlu olarak aldım.
Cüzdanı alırken yanımda olan arkadaşlarım şu satırları gülerek okuyacaklar biliyorum, sakıınn yanımda da gülmeyin gebertirim:) Şimdi biriken mail kutumundaki gereksiz maileri silerken gördüm.
Groupon mudur ne var yaa, ben günlük bakarım ordan gelen maillere, bugün fırsatım olmamıştı, silerken bir gördüm başlığı, buldumbuldum.com da 20 tl lik alışverişiniz 2 tl yazıyor. 50 tl lik alışveriş yapan, sadece 32 tl ödüyor.
Ben zaten 29 tl ödemiştim cüzdana, 3 tl daha verip, 20 tl lik başka bir şey daha alabilirmişim ve bunu da akşam görmüş olmam,
pek dudaklarımı düşürüp, hayy anasını satayım dedirterek, lanet okuttu.
Şansımaaa sıçayım!

Oooooooooofffffffff  bunu da saat: 02.01 de öğrendim, 50 tl üzerinede bir de kargo bedavaymışşş!
Hay kafamı kırayım!

Faişeliğe giden yolun en kısa tarifi!

Tam anlamıyla öğrendim, anladım, Müjde Ar'ın filmlerde oynadığı orospu kadın rolünün, gerçek hayatta nasıl gerçekleşebileceğini!
O kadar basit ki ve yazıma başlamadan hemen itiraf ediyorum, kesinlikle bende o filmlerin çekildiği dönemde (belki de bu dönemde de) yaşasam, bende faişe olurdum.
Konuyu özet geçiyorum;
Hiç bir vasfınız yok, yaşınız 17 belki lise bittmiş, belki de bitememiş, babanız çalış, para getir, sonra siktir git evlen bir adamla, evlenene kadar da temiz kız ol verme kimseye demiş.
Kızcağız sabah kalkmış kahvaltı hazırlamış, 3 kuruşluk çirkin ve ailesi tarafından uygun görülen kıyafetlerini giymiş, çıkmış işe gitmiş, orda da nefes almadan çalışmış, akşam eve gelmiş yine yemek yapmış, bulaşık yıkamış, 11 den sonra girdiği yatakta 2 hayal kurarak, uyuya kalmış. Şanslı olan oralarda bir yerler de onunla evlenecek bir adam bulup, annesinin izinden hayatına, dayak, yemek yapma, yatağa karı olma gibi vasıflarla devam etmiş.
Şanssız olan ise, insanların ibne dediği cinsten adamlara denk gelmiş. Kızcağızı aynı diğer evlenen adamlar gibi, 2 cümleyle kandırmış, kız zaten babasının baskısından dayağından, yemekten bulaşıktan bıkmış, bari evleneyim de, kocamla dışarı çıkabileyim, yapma denilen şeyleri bir nebze daha rahat yapayım, 2 kişilik bulaşık yıkayım yemek yapayım demiş. Fakat sıkıntı, o ibnenin tek amacı, kızcağızımızı kandırmak ve kandırmayı başarır. Çünkü kız tam anlamıyla, deniz de ve yüzme bilmiyor, boğuluyor, batıyor çıkıyor, bir yılan geldiği gibi de sarılıyor ve o yılan onu dibin en dibine çekiyor ve ölümlerden ölümün en kötüsünü yaşıyor.
Zaten herkes hikayenin sonunu biliyor, kız korkudan eve gidemez ve pavyona düşer... vs.
Dün gittim, evrendeki en kötü mağazada parfüm denettim insanlara, neyse hayatımdaki en kötü iş günüydü diyebilirim.
Ordan çıktığımda ağlıyordum deli gibi, sonra düşündüm, ben bir üniversite öğrenciyim, bu işi yapmamın tek nedeni, babamdan para istemeden içki içmek, takılmak vs. Lan bir de düşünsene, aile baskısı içinde, orda çalışmaya mahkum edilsem, başka 1 tane bile seçeneğim olmasa ve aynı şekilde o mağazadan çıksam, arabanın biri önümde dursa, merhaba hanfendi çok yorgun ve üzgün gözüküyorsunuz, isterseniz sizi evinize kadar götüreyim dese. Ben daha babam yüzünden o güne dek, 1 erkeği bile tanımamış olsam veya tanışıklığım kafede geçen 20 dakka veya 50 mesajın ötesine gitmese. O zengin adama kanıp, gayet gider, onun da stratejik 3 yalan cümlesi ile verir, evlenecek benle diye bekleyebilirdim...
Öyle basit ki bu ve öyle acı bir gerçek ki!
O babalar da, kızlarını faişelik yolunda bir adım attırdıklarını anlayamadan ölüyorlar yaa, en acısı o. İşte o ibne ile ben o babayı aynı vasıfta tutarım. İkisi de mide bulandırır, üzer ve hayatını siker.
Neyse işte bu kadar düşünce ve gözyaşım sonrası, ben ne şımarık ne salak bir kızım lan dedim. Sırf ayy benim ideallerim var, ay ben tasarım yapcam diye, normal bir maaş alıp, büro işini kabul etmiyorum ki hele hele o kadar güzel bir firmayken, onun yerine başka istediğim yer gelir diye, 3 kuruşluk işlerde ömrümü yiyip, 3 kuruşluk insanlarla uğraşıyorum.
Ve sırf bu sebeple, sömestr sonrası, haftanın 5 günü (okula da gitmeyerek) 9-5 iş hayatına girmeye karar verdim.:)
Burdan tüm o babalara ve ibnelere sesleniyorum, ikinizde birbirinizden farksız zavallılar, 2 nizde cehennem diye birşey varsa, önce pipinizden yanmaya başlayın inşallah!
Not: Bu arada, cimri babama gelince, onu dün gece daha çok sevdim:) Hatta en çok sevdim! Bu iğrenç parfüm deneyimimi unutana kadar, ona çok kızmayacağım! Çünkü o hakkaten melek, o heriflerin yanında!

20111220

ben evlendim!

Haa söylemeden de geçemeyeceğim! Ben evlendim!
2 gün önce, muhteşemdi, hayalimde 1 kere bile kuramadığım gündü! Kalbimin atışı dışarda gözüküyordu.
Gelinliğim efsaneydi. Ben, kendim tanımlayamacağım kadar güzel, evrenin en mutlu ve heyecanlı insanıydım...
Evet rüyaydı ama uyandığımda (karşımda glc olsa da) hala dünyanın en mutlu insanıydım.
Böyle bir rüyaya ben bile inanamadım! Ben göremem lan böyle bir rüyayı! Benim babam annemi, tanıdığı tüm kadınlarla aldatmış bir adamdı, ki o sayıda 70 e yakın, hemde 3 yılda:) Eeee bunu bir de fotoğraflarda gören kadının, kızı nasıl olur da evliliği bir saniye bile mantıklı görebilir:)
Ki o kız da, 25 yıldır 1 kere bile bir adamı 2 sene düzenli sevememişken:)
Neyse sonucu söylüyorum damat yoktu :)) Yani resmen ben tektim, haa kaçmadı canım, sadece rüyamda bayaa kendi kendime evleniyordum. Herkes de bunu gayet normalmiş gibi izliyordu:))
Hahhahahh demek sonum bu:) Ya da lezbiyende olabilirim ama yok lan onları da 2 seneden uzun, hatta 2 gün bile sevemem ben yaa.
Of sonum pek hayır değil, evet olsa bari:))

20111219

warum? darum? eee o zaman a....:)

Bazen şu bloğu açıp,durmadan nefes almadan küfretmek istiyorum. Neye dersen, herşeye derim.
Almanların türkçede karşılığı olmayan bir sözü vardır . Warum diyene, Darum denilebilir. İşte benim de darum'luk bir cevabım var.
Önce, biraz dengeli ol be diyorum,
Sonra, dengesiz bile olsan, artık izleyicilerin var salak salak davranma diyip, pusuyorum bir kenara.
Sonunda da bu satırları yazıp, soru işaretlerim ve annemin şefkatle farkına varmadan normal bir şekilde söylediği söz, beynimde artı kalbimde düp düp diye dönüp dürüyor:) hee bir de pek üzüyor, pek gerçekleri hatırlatıp, tokat kıvamında vuruyor.

karadutun şarabı hemde pek şirinceden

Şarabın Allahı Karadut şarabı ile haftasonu içki kültürümü ( hiç de kültürlü olmasam da, böyle pek havalı oldu) değiştirmeye karar verdim.
O iğrenç ekşi şarap tadı vardır yaa, onu dolapta ekşimiş yoğurt düşünün.
Yine aynı dolapta bir bakarsın daha açılmamış, ambalajı parlıyor üstünde, tertemiz günlük hatta o günlük yoğurt, onun içinde karadutu düşünün. 
Efsane bir tad, artık bana kimse üzüm şarabı içiremez. Gerçi zaten bana kimse şarap içirmedi :))) ama neyse işte bir de arkadaşıma o şarap şirinceden gelmiş.
Ben hayatta üzüm şarabından falan anlamam, hani ağzına alıp çalkalayıp yorum yaparlar yaa, ben sadece ağzıma alıp dikerim işte. Neyse pek anlamadığımdan umuyorum ki, sadece şirinceye has bir süperlik değildir. Çünkü burda bulmama sanırım imkan yok, olsa da o kadar para vermeme imkan yok.
Tez vakitte migrosa gidip alacağım 3 şişe, atacağım balkona, sanırım sonra da alkolik falan olurum:)

yalnız geçmeyen gecelerde ıssız adam olur, kızsız adam

Issız adam! Ne sikindirik bir filmdi o!
Kadına saygısız, saygısız olma durumu da, cool luk olarak yansıtılarak, üstü kapatılmış.
Ondan sonra eminim bir sürü erkek, ıssız adam gözükebilmek kıçını yırtmıştır.
Sonra hatun götürme kapasitesi 1-2de tıkanınca, gecelerin de yalnız geçmeyeceğini anlayınca, eskilere tıkır tıkır geri dönülmüştür:) 'bu gece ne yapacaksın, beraber yemeğe gidelim mi...' Issız adam olmuştur, kızsız adam! Kızsız veya ıssız değil de, direk ve sadece adam olsa olmaz mıydı acaba!
Bence sadece zavallı insanlar, karşısındakine kendi malıymış, köpeğiymiş gibi, kaba, umarsız, siklemez, cool edasında davranırlar. Buna izin veren insanda, en az öteki kadar zavallıdır...

Zavallı olmamak için de, adam olmak yeterlidir!

20111218

taksim ara sokaklarındaki delinin cesareti

Şimdi size süper bir fotoğraf hikayemle geliyorum.
 Hani demiştim yaa, bir sürü pahalı alet yanımda olacağı için, içmeyeceğim haftasonu pek fazla diye. Ama işte 1 şişe vodka ile konsere girince, o plan suya düştü. Her zaman ki gibi yine kontrol ellerimde, fakat sıkıntı şu, alkolün verdiği aptal cesareti durduramıyorum.
Saat gece 2 suları, yine arkadaşlarıma satışı koyarak, konser sonrası ırm'a doğru gidiyorum. Irm. şişhanede oturuyor, tam o şişhane yolunda, kanıma bir deli cesareti girdi. Fiziksel özelliklerimi yazıyorum:
1) Altımda (pek kısa olmasa da) yeşil etek,
2) Kulağımda sonuna kadar sesi açarak dinlediğim 'la dispute'
3) Boynumda (cimri babamın) hayvan gibi pahalı fotoğraf makinası ve objektifi
4) Cüzdanımda 100 tl'ye yakın param
5) Kafamda rengarenk bir bere
6) Saks mavi kilotlu çoraplarım
Şimdi bu fiziksel özelliklere sahipken, konumumu ve yaptığım hareketi anlatıyorum;
Taksimin şişhanesinin ara sokaklarında, elinde o makina ile fotoğraf çeken bir kız.
Birisi allaaah aallllaahh diye koşarak, arkamdan gelse duymayacağım müziğimin sesinden.
Yolda görenler, böyle bir cesarete sahip olduğum için deli olduğumu düşünmüş olabilirler. Gerçi eve varınca bende deli olduğumu düşündüm.
Ve gerçekten bi 15 dakka falan o ara sokaklarda fotoğraf çeke çeke yürüdüm, in cin top oynuyor, arada faişeler karşıma çıkıyor, arada da sapık tipli adamlar...
Ama sapasağlam evdeydim maaşallah.
Bugün olsa bugün yapmam, hatta bir daha hiç bir zaman ne içersem içeyim yapmam.
Çünkü bu fotoğrafları hayatımda bir kere çekebilirdim, hee dersin al yanına erkek git gece gece çek, hayır abicim, ben erkekle de gitmem oraya, benim yüzümden başı belaya falan girer, hiç çekemem o vicdan azabını, başka bir kızı daha yanıma alıp da gitmem, o da başımıza birşey gelirse ayrı bir vicdan azabı, o sebeple bu fotoğrafları bu istanbulda çekebilecek az insandan biri olduğum için, (en azından bu kadar iyi bir makinayla) kendimle gurur duymasam bile, inceden övünüyorum:)))
İşte o kareler:)
Resim yazısı ekle

Resim yazısı ekle

Resim yazısı ekle

jn

50 mm cansın bebeğim!

Resim yazısı ekle
Resim yazısı ekle
Resim yazısı ekle



Resim yazısı ekle

Resim yazısı ekle

Resim yazısı ekle

Resim yazısı ekle

Resim yazısı ekle

Resim yazısı ekle

Resim yazısı ekle

Resim yazısı ekle

filikıra dönüş

Makinayı aldığım günler, 3-4 gb ı doldurmadan gelemiyorum eve ve tüm arkadaşlarım benden fotoğraf bekliyor. Bende insanların anılarını insanlardan çalmayı seven biri değilimdir, çünkü o an'ı görürse hatırlar ve yaşatır, ben ona vermezse, unutur ve gider.
Bu fotoğraf paylaşmını da feysbuk üzerinden yapıyorum, bu fotoğraflar sessiz sedasız yüklense süper, ama herkesin duvarına düşüyor, Fotoğraflarımı 450 kişilik listemde sadece pek yakınlarım görüyor, onlarda 150 kişi kadar.  o 150 kişilik insan topluluğundan da, binlerce layk ve yorum, istemiyorum abicim yapmayın yorum da diyemiyorum.
Genelde ya cevap yazmıyorum ya da onların yaptığı yorumu layklıyorum.
Çok sıkıldım bu durumdan, sanırım artık flicker kullanmaya başlama zamanım geldi.

20111217

lise oynumuz

en güzel günümde gecemde,
bu dolma normal,
kartonkolililerle,
far away,
hiç bir dine inanmaz,
pek salak,
kargo mesajı,
sevgili günlüğün arkadaşları,
tanısam da tanımasam da severim,
rapidşeeerrri sikeyim!
e o zaman siktirsin gitsin.
hadi ak çıkıyorum ben! bu gece pek mesut geçecek:)

20111216

haftanın son yazısı

Muhtemelen bu hafta son yazımı yazıyorum size.
Biraz çemkiricem tabi, çok ama çok can sıkıcı bir proje ödevim var!
Konu okul, ilk kısım; Üniversiteye başlamadan önce ne bekliyordunuz, ne ile karşılıştınız, mesut musunuz?
Tam benlik bir yazı ama sıkıntı şu bunu almanca yazmak zorundayız, her derste olduğu gibi. Almancam yetmiyor ama yettiği kadar, giydirmediğim şey kalmadı.
Türkiyedeki üniversiteler, ezber yuvaları, ezberleyip, unuttuyoruz, ezber+unutmaya da not veriyorsunuz. Eğer birşey öğretmek istiyorsanız, o pratikte olur ama biliyorum bu sistemi size dayatan birileri var, çünkü beynimizin küçülmesini istiyorlar... Yoksa başka ne sebeple, ezbere puan verilebilir, eğitim öğretim amacı yapılabilir.
Sanırım bunu verirsem kalacağım bu dersten, çünkü en çok ezber yapılan derslerden birine yazdım bunu.
Allah sonumu hayır etsin diyorum ama benim sonum hiç bir zaman hayır olmadı, evet olsun bari:))
Neyse pek sevgili okuyucularım, bu gece yağmurlu bir taksim gecesi olacak ama ona rağmen.

60 d'm 10-20 ve 50 mm objektifleri alıp çıkıyorum! Akıllara zarar karelerde geleceğim.
Bu arada bu kadar alet ve edevatın tek dezavantajı, asla ama asla sarhoş olamayacak olmam:) Yanımda bebek götürsem aynı duygu olurdu. Sonuçta cimri babamın 3-4 milyarlık parçaları. Birşey olması durumunda, 8 katlı apartmanımızın 9. katından bile sallandırabilir:)
Olumlu yanından bakmak da lazım, zaten az param var:( cebimde yine az param kalacak:)

yılsonu kutlamaları! 'mit mir und meiner alcohol und nicht love:)))'

Her sene bok gibi giriyorum yılbaşına!
Bu sene bari güzel olsun demiyceeemmm ulleen!
Ve kapatcam kendimi herhangi bir eve! Olmak istemediğim kimseeee yanımda olmayacak, hele hele az tanıdığım biri aslaaa:) hele hele bana asılcak adam evin yakınından bile geçemeyecek:)))
Alkol ve film stoğunu yapcam, süper makyajım yüzümde olacak, altımda paçaları çoraba sokulmuş eşofmanım ve koltukta boynum tutulmuş vaziyette sızıcam en tatlısından:))
Sabah uyandığımda da muhtemelen geceyi hatırlamıycam ve gayet mutlu sonla yeni bir başlangıç yapıcam:))

3 idiotsss

Evet hayatımda izlediğim en süper romantik-komadi tarzında film inanamayacaksınız ama Hintlilerden geliyor!
Demin bitti yaklaşık 3 saat, ki ben 3 saat sevgilim olan adamlardan bile sıkılan bir insan olarak, resmen bazı yerlerde, babamla küs olmama rağmen "ne oluyor yaa" demek için kapıma getirene kadar kahkaha attım. Gerçekten inanamıyorum bu kadar iyi oluşuna, haa arada da bir gözlerim doldu, ki filmlerde de pek ağlamayı beceremeyen bir insan olarak, bu filmde evet itiraf ediyorum, gözümden 3 damla yaş düştü:))))
Herkes izlemeli!

20111215

Pardon sizin ki kaç SANTİM? Tercihim büyükten yana da:)

Neden bakirelik kavramının ortaya çıktığını gerçekten keşfettim. Derinlemesine yada geçmişinin ayrıntılarını bildiğim bir konu değil ama yüzeysel bakarsak;
Türk toplumunun erkeklerinin penis boyu, araştırmalara göre, avrupa erkeğinden, özellikle de zenci erkeklerden küçük bir yapıya sahip olduğundan, erkeklerin (kadınlara pek komik gelse de) en büyük kompleksinin büyüklük küçüklük sorunu odluğunu düşünürsek, kompleksli bir erkek ne istemez!
Evleneceği kadının başka penis görmesini istemez, çünkü kadın kıyaslayabilir, hiç bir zaman sorsa da doğru cevabı alamayabilir, diğer erkeğin performansı daha başarılı olabilir... vs.

Köyden gelmiş, bu olgunun varlığını sorgulamaya fırsatı olamamış, çünkü kültürü zorla kabul ettirmişse, o adamı buna inananlar sınıfına sokamam amaaaaa üniversite okumuş veya şehirde büyümüş, kendini geliştirme fırsatları olmuş (değerlendirmiş yada değerlendirmemiş), sorgulayan bir kafaya sahip olmuş ve hala istediği her karıyı becerme hakkını (onun dilinde) kendinde görüp, evleneceği kadının becerilmemiş olmasını veya el değmemiş olmasını istiyorsa veya geçmişini sorguluyor, onu üzüyorsa, ben o adamın kendine güveninden şüphe ederim!
Belki dünyanın en iyi seksini yapabilirken, bu güvensizlikle hiç bir şey yapamaz...
O sebeple ben erkekleri, büyük küçük diye sınıflandırmaya karar verdim:)
Ama penis boyuna göre değil, güven boyuna göre!
Zaten güveni yüksekse, penisi isterse parmak çocuk olsun, kadın umursamaz...

boklu günlük

Biliyor musun sevgili boklu günlük! Bugün ki üzgünlüğümü sana borçluyum, çünkü elimi sürdüğüm her tuş, mutsuz bgm'ü yazıyor ve siliyor. Bense tüm boku senin varlığına atmak istiyorum, çünkü sen olmasan bilmeden düşünmeden tatli tatlı uyuyacaktım!

20111214

ben sadece beni unutmak istemiyorum

İçinde umut,
İçinde gelecek,
İçinde cesaret,
İçinde aşk,
İçinde sevgi,
İçinde huzur,
İçinde kurtuluş,
İçinde duygu
olan bu parça, bana çocukluğumu, o zaman ki hayallerimi, o zaman ki tutkumu hatırlatıyor...
Çocukken ki, ilk adımlarımı, hatalarımla üzülmelerimi, başarılarımla daha sağlam basmalarımı, hayal kırıklıkları ile öğrenişlerimi, mutluluğum ile gözlerimdeki parıltıları, her saniye değişen psikolojimin, keyfe kederliğini, duygularımın hiç bir yerde sabit kalmadan, üzülmelerimin kısa süreli karın ağrılarını, her gün hayata yeni bir hayalle uyanışımı, gerçek hayatın neden ibaret olduğunu bilmeyişimi, her şeyi toz pembe görüşümü, bazen o toz pembeliği bilsem de, yine de yılmadan sıkılmadan yaptığım aptallıkları, doğruları, ilk öpüşmemdeki heyecanımın tüm ruhumu kaplayan bir hisse dönüşerek, yanaklarımı al al, ellerimi ter içinde bırakışını, ilk aşk sancımın yorganımın altında yastığa kafamı gömüp, yeni birini bulduğum gün unutuşumu, ilk insanların önünde şarkı söylediğim gün ki kalp atışımı, ilk regl olduğumdaki korkumu, üniversiteyi kazandığımdaki günün sevincini, motorsikletimin direksiyonuyla ilk temasımı, ilk makyaj yaptığım günde kendimi dünyanın en güzel canlısı sandığım anı, gözlerimi kapatıp, evet şimdi ölmem gerek dediğim bir anda sağ elimi hızla kendime doğru çevirerek, 110 a çıkıp, yok yok ölmemeliyim, diyerek hemen 60a düştüğüm yolu, ben sana aşık olduğum dediği an gözlerinin içine bakıp bende sana dediğim tüm sevdiklerimi...
hatırlıyorum...
Her geçen gün, uzaklaştırır, hayallerimizden bizi, gerçekçi olmayı öğretirler okullarda, evlerde, sokaklarda, gazetelerde...
Gerçekçi olmayanlarsa hep daha çok mutlu olur, gerçekçi olanlardan. Çünkü herkes gerçekçi olmazsa, çünkü herkes görünmeyene inanırsa, kimse kimseyi göremez. Düzen o yüzden ezberdir, hayat o yüzden tekdüzedir. O yüzden iyi bir okuldan mezun olup, iyi bir işe girince, hayatın bu muydu lan amına koyyim olduğunu öğreniriz.
Her sabah binilen servis veya otobüs, bize uykusuz, mutsuz yüzlerle dolu bir aynadır. Sende onlardansındır, sende onlardan birisindir. İşe gidip, kahvaltını yaparsın, görevlerini yerine getirirsin, öğlen yemeği ise işte senin tek motive eden aracındır. Akşam saatleri yaklaştıkça, yeni bir heyecan olur, eve gidişin, eve varana kadar, yine o mutsuz ama eve gittiği için daha tatlı yüzleri görürsün. Eve gidince tek dileğin o koltuğa oturup, ayaklarını uzatmaktır. Bazısı dize izleyerek, bazısı film izlereyerek, bazısı kitap okuyarak, bazısı 2 birayla gününün yorgunluğunu attığını sanar.
Halbuki tek yaptığın günü bitirmektir. Üretmeden, beyinsel kapasitenin %30unu, fiziksel kapasiteninse %80nini kullanarak geçirdiğin bir gün daha bitmiştir.
Hayalin en fazla, haftasonu dışarı çıkmaktır, yeni bir elbise almaktır, bir kızı götürmektir, daha güzel bir araba almaktır, yıllık 3 hafta olan tatilinde, bir tatil köyünde veya yurtdışında bir yerde veya bir pansiyonda veya memleketinde tatil yapmaktır...
Ya çocukken böyle miydin? Her saçma şeye inanırdın, büyüyünce ne olacağım dediğinde biri 'çilekli pasta' diyebilirdin, eline aldığın boyalarla dinozora kanat, insanlara tekerlek çizerdin, yaptığın her şey saçmaydı, düşündüğün herşeye 'çocukça' adını taktılar. 'sen sus, daha çocuksun' 'büyüklerin yanında ne işin var, git odanda oyun oyna'larla büyüdün. Her gün büyük olma hayalin, seni daha da çok hayata bağladı ama bir o kadar da kendinden, kendi saçma sapan fikirlerinden uzaklaştırdı ve en kötüsü her gün daha çok bu evrenin doğal bir parçası oldun. Her gün daha çok herkes gibi oldun!
Renkleri tam olarak bundan severim ben, resimlerin ondan hala çocuk resmi gibidir! Herkes gibi olmamak için değil, ben gibi olmak için, o günlerdeki hayallerime bağlı kalabilmek, o günlerdeki umudumu bu evrenin getirileri ve sonuçları ile unutmamak için. Ondan renkli giyinirim hala, biliyorum bir sürü insan 'kıza bak dikkat çekmeye çalışıyor' diyordur, ama benim buna ihtiyacım yok ki! Ben beni unutmak istemiyorum sadece, çocukluğumdan beri ondan hiç değişmedi giyim tarzım, renklerim, resimlerim, renkli tokalarım, takılarım...
Ben her sabah işe gidip, her gün yakınan, güzel bir araba almak için ruhumu bu evrene satan, 3 haftalık tatil için 49 hafta çalışan, işe gidince, üretmeden, uğraşmadan, çabalamadan evine dönüp, o ayaklarını koltuğa uzatan insan olmak istemiyorum!
Ben hep üretmek istiyorum! Bunu kime söylersem, bi hayata atıl göreceksin diyor, zaten bundan değil midir, zaten inançsızlığınızdan değil midir sizin gördükleriniz! Ben görmeyeceğim çünkü ben daha güzel bir araba, daha pahalı bir saat, daha seksi bir gecelik istemiyorum!
Ben beni unutmamak, ben beni kaybetmemek istiyorum...
Ben kendi doğamda, kendimle var olarak, düşerek kalkarak, çocuk gibi, umarsızca ama biraz daha mantıklı yaşamak istiyorum...
Ben bu dünyada bir izim kalsın da istemiyorum, kalmasın da istemiyorum... Ben sadece beni unutmamak istiyorum!

20111213

2. Ev yakma girişimi

Başından bela eksik olmayan, her hafta gerizekalı bir atraksiyon yaşayan ben! Pazar gecesi de evi yakıyordum. Ki ben zaten 17 yaşında  evi daha doğrusu odamı yaktığım için ciddi sabıkalıydım ve az kalsın 2liyordum.
Pek sevdiğim arkadaşıma, bir hediye yapmak için, fimo (*1) hamurumu çıkarttım, süper şeyler yaptım ve attım fırına o tıkır tıkır olurken, bende okul ve dikiş nakış kursum için hazırlık yapıyordum. Sonra bir de baktım ki, 15 dakka durması gereken fimolar, 25 dakkadır fırında. Koşarak gittim mutfağa. Her yer duman ve pek garip babam, hissetmemiş, mutfakta olmasına rağmen. Kapağını açtığım an, blööff diye dumanı yüzüme vurdu, kii ciddi bir kimyasal, hatta türkiyede de kanserejen olduğu için yasaklandı. Neyse babam dumanı görünce, önce beni öldürecek sandım. Çok şükür ki olmadı öyle bir şey ama pek yaklaştı.
Tüm evin pencere ve kapılarını açtı, fırını balkona kelimenin tam anlamı ile fırlattı ve tabi yaptığım boncuk fimoları da, ki onlar kömür olmuş. Sonra bir de ne göreyim, fırın 200 derecedeymiş, 70 derecede olması gerekirken.
Daha da boktanı, fırın kumaşı olan bir sandalyenin üstündeymiş ve sandalye elle tutulamayacak sıcaklıkta:)
Babamdan duyduğum dialogları sırası ile yazıyorum.
"saçma sapan şeylerle uğraşıyorsun"
"ne bok yaptığın belli değil"
"ben sana klorağı(*2) bile koklama derken, sen gidip kimyasallarla oyun oynuyorsun"
"fırını çöpe atıyoruz, bir daha fimo yok, çocuk musun sen"
"25 yaşındasın, büyü artık"
....
Gibi çemkirdi, çok üzüldüm ama kömür olan şaheserlerime tabi ki de:)
Sonuç olarak, şu an yok ve ben balkondaki fırını alarak, içeri soktum ve hediyeme devam edeceğim:)))
Yakalanırsam da bokun allahını yiyeceğim

(*1): Fimo hamuru: bir hamurdur, şekil verip, fırına atarsan, sertleşir ve istediğin şekilde boncuğu elde edebilirsin.
(*2): İzmirliler çamaşır suyuna, klorak derler:)

fanussuz büyük ev ablukada konseri

Büyük ev ablukada.
Pek severek dinlediğim, dinlediğim zaman babamın  'bu gerçekten müzik mi" diyerek pek çok aşağıladığı, arkadaşlarımdan azının sevebildiği, insanların çok azının bildiği, benimse çok enteresan bulduğum grubunun sonunda, santral istanbuldan sonra, bir barda konseri var. Santral istanbuldaki konser konseptlerinin çok ilginç oluşunu da paylaşmadan geçemeyeceğim, bir cam fanusun içinde, koltuk takımının üstünde, masalarda kahve bardaklarının olduğu, arkada bir kitaplığın olduğu yerde, seyircilerin tiyatro sahnesi gibi bir ortamda, yerlere oturup, kulaklıklarla müziği dinlediği bir yerde veriyorlardı konseri ama tek dezavantajı, parçalara eşlik edememek, dans edememek oluyordu. Ama uzun zamandır ilk kez, bir barda verecekleri konserine gidecek olmam beni pek heyecanlandırmakta...

neue Mode:)

Yeni modumu paylaşıyorum!
Eve gelip, dram bir film açıp, tatlı tatlı sıcak ama üzüntülü, yine de pek keyifli, bi o kadar da ayılarımla dolu yorganımın içinde uyuyakalmak!

20111212

lezbiyen olma yolundaki kızımınız aşkı

Lisede bende 2 yaş küçük bir kız (sınıf arkadaşımın kardeşi) bana aşıktı. Aşıktı diyorum çünkü sapkın birşeydi!
Kızımız okul birincisi ama benim gibi gerzek asi bir insanı kafasında salak bir yere oturtunca, saçlarını sarıya boyadı (kız esmerdi), mavi lens taktı (kız kara gözlüydü), çenesine piercing yaptırmaya gidiyordu ki onu engelledik. Ben saçlarımın aralarını mavi boyadım diye, o da boyadı.
Her gün, kelimenin tam anlamı ile her gün, bana cetvelle çizilerek çerçeve yaratılıp, sonra çılgınlar gibi simetrik şekilde boyayıp, içine milimetrik hizada ve harflerde kelimelerle mektuplar yazardı, sürekli bana olan hayranlığını anlatırdı.
Pek sevgili yakın arkadaşlarımdan kaltak rba, kıza gidip (kıza okul 1.si olduğundan tüm özel odaların anahtarı verilirdi) 'bgm harita odasının anahtarını istedi versene, sigara içip gelcem! demesi üstüne, adımı duyan kızımız, direk odanın anahtarını vererek, rbayla birlikte hocaya yakalandı:)
Gel zaman git zaman. Artık kızdan kaçar vaziyetteyim, kız ben öl desem ölecek durumda.
Bir gün ablası geldi yanıma, 'sen kendini ne sanıyorsun, kız kardeşimin psikolojisinin içine sıçtın, senin gibi olmaya çalışıyor, annem antidepresana başladı, her akşam yemeğinde senden bahsediyor, babamda annemde bgm adını duyduğu an bayılacak gibi oluyor, siktir git kız kardeşimin hayatından' dedi.
'Gerizekalı kız, ben senin kıza kardeşinin hayatına hiç girmedim, o benimkine girmeye çalıştı asıl ben engelledim' dedim. Ama nafile, o gün o kızlada küstük. Bu arada cidden annesi pskiyatra gitmeye başlamış küçük kızının bgm sendorumu yüzünden.
Hay aq. hayatta her bok bana atıldı, lezbiyen ruhlu kızları yüzünden de 6 ayımın ağzına sıçıldı.
Neyse kızımız beni feysbuktan eklemiş, çok şükür ki o ruhu atlatmış ama sayfa sayfa mektubu hala eski sevgililerimin bana yazdığı mektup kutusunun içinde:)
Pek komik, kızdan kıza mektup koleksiyonu:)

20111211

depresyon

Annem bugün bana, 'evet sürekli mutlu gibi gözüküyorsun, eğleniyorsun ama içinde, sen depresyondasın ve bunun farkında değilsin' dedi!

20111209

yüzsüz aşkın özgürsüzlüğü

Sanırım bu akşamüstü özledim onu aylardır ilk kez!
O kim? O aşk! Aşkın adı yok mu? İstediğin, istendiğin yanında mutlu olduğun, sana benzeyen, benzemeyen herkes aşktır. Aşk'ı biri olarak tanımlamak belki de yaptığımız en büyü hatadır.
Aşk sonsuzdur. Aşk hiç bitmez, sadece tipleri değişir, sadece boyları değişir, sadece renkleri değişir.
İşte tam bu gece, yüzünü bile hayal edemediğim, çünkü çok uzun zamandır sahip olamadığım aşkı özledim.
Ama biliyorum ki, her aşk yanında olumlu yanların binlerce kat fazlası olan, olumsuz yanları da getirir.
Yeni özgürlüğüme kavuşmuşken, yeni bir tutsaklık istemiyorum.
Kısıtlanmaktan öyle çok korkuyorum ki artık. Ne kadar entelektüel olsa da, ne kadar geliştirmiş olsa da benliğini insan, her zaman bazen az, bazen çok baskı uygular karşısındakine. Hiç bir zaman tam anlamıyla güvenemez ona. Çünkü kendinden bilir hayatı! Çünkü asıl kendine güvenmez.
Bundandır ki, 2 aydır hayatıma kimseyi sokmama çabalarım, bundandır ki, her gelene nazik dille, bazen de dilsiz, uzaklaştırmalarım.
Ama işte tam bu akşamüstü. gözlerimi kapattım otobüste, onun elini tuttuğumu düşündüm, sıcaklığını avucumun içinde, bana verdiği o güven hissini düşündüm. Sonra bu gece, onla film izlerken uyuya kaldığımı, kolları arasında olduğumu, arada uyanıp, gözlerimi araladığımda onun da benim de hala aynı yerde olduğunu, o an daha sıkı sarılıp, onun da uyku sersemi bunu fark edip, beni öperek uyumaya devam ettiğini hayal ettim.
Belki de ondandır, hala kocaman ayılarıma sarılarak uyumam, ondandır min'le kaldığımda kollarımın arasına almam, arada uyanıp onun tüylerinden öpmem. Çünkü bir tek onlar, beni engelleyemez, bir tek onlar özgürlüğüme sınır koyamaz.
Birazdan uykuya dalacağım, uyumadan önce yine o aşkı düşüneceğim, o sıcaklığı hissetmek isteyeceğim. Tüm masumluğu, tüm sıcaklığı, tüm duygusallığı ile o yüzsüz, belki de hiç bir zaman tek bir yüze sahip olmayacak aşkı hayal edeceğim.
Artık aşklarla kavga etmek istemiyorum, artık aşklarla mutsuz olmak istemiyorum. Artık tekrar aşık olacak cesarete sahip olmak istiyorum.
Ama bunun içinde tek 1 adım atmaya bile cesaretim olmadan, sadece gözlerimi kapatarak hayalini kuruyorum.
Ve biliyorum ki, şans verilebilecek bir sürü iyi insanı kaçırarak, korkak aptalın tekiyim! Ama yine de halimden mutluyum, çünkü özgürlüğümün tam içindeyim!

ağacın kaderindeki kendi düşen ağlamaz felsefesi

Herkesin bir tohumu vardır. O tohumdan dünyaya gelirsin. Her sulama, hava durumu, çevre, koşullar seni, hangi ağaçsan onun karakteristik özelliklerini büründürürken, senle dünyada tek olan da yaratılmış olur. Her ne kadar bir ağaç cinsine sahipsen de, farklı meyvalar verirsin, farklı büyüklükte, farklı uzunlukta olursun...
Dallarınsa sana sunulan yollardır. İnsanların kader dedikleri şey. Dallar daha ağaç küçücükken çıkmaya başlar, şekillenme yine tohumunun özellikleri ve çevreden gelir. O dallardan hangisini seçersen, en kalın olan o olur. Kalın olan senin çizgindir. Senin çizginde, dallarında senin can damarındır. Diğer dallarınsa, kesilse bile etkisi olmaz sana, çünkü onlar zaten senin seçiminden çıkmış, kendi yolunda başka meyvalar vererek, farklı şekilde, farklı yollarla diğer canlılara kaynak olmuştur. Bu da, senin seçiminle, başkalarının farklı şekillenen hayatları gösterir.
Kader dedikleri de, bize sunulan hayattan başka birşey değildir ve bana kalırsa, herkes kendi kaderini kendi çizer ...
Daha bebekken derler, kendi düşen ağlamaz diye. İşte bu noktada bu cümlenin de ne sikindirik bir cümle olduğu ortadır. Her zaman kendimiz düşeriz, çünkü öyle olsun istemişizdir ve yine kendimiz ağlarız, çünkü hak etmişizdir...
Ama ben kendim düşüp, somut olarak ağlamamayı yavaş yavaş öğrendim. Belki 3 ay oldu, gözümden tek damla yaş düşmeyeli. Belki de kalbime akıyordur, kim bilir! Ben bilirim tabi ki de! Ve evet bir sürü şey kalbime akmıştır ve akmaya da devam edecektir!

20111208

seks-sapkınlık-uyuştucu ve sonuçları!

İnsan en veya daha olmaya yaklaştıkça, bozulmaya başlar!
Nasıl mı?
Şöyle, daha güzel olursan, en güzel olursan, tatmin noktan yükselir. Götün kalkar, beklentilerin artar.
En zeki olursa, daha zeki olursa yine tatmin noktan artar.
Bu gelişen teknoloji ve hayatın sınırsızlığının bedeli olarak gelir bana.
Şimdi daha net bir şekilde açıklamak gerekirse, köyün ya da mahallenin en güzelinin, hep bir götü kalkık oluşu, talebin yüksek olmasından, isteyeninin çok çıkmasından kaynaklıdır. Bu kızcağız da, ya beğenmeye beğenmeye evde kalır ya da en yakışıklıyla evlenir.
Peki yeni dönemde nasıl bu durum?
Şimdi ise, bakirelik mantığının yavaş yavaş da olsa kalktığı bu dönemde, güzel bir kızımızın seçimi, kendini ve talepleri tanıdıkça yükselecektir. Herkes için demiyorum ama çoğu kız için, özellikle de özgür büyüyen kızlar için, sonunda, erkeklerden başka canlılarla yatma isteği doğacaktır içinde. Özellikle gay lik, grup seks, biseksuellik, sekste  şiddet tam da bu dönem de doğar. İşte bozulma noktası derim ben buna.
Kızımız veya oğlumuz o noktadan sonra, değişir. Tek gecelik ilişkilerle veya sapkınlık olarak addettiğimiz durumları denemeyi ister.
Çünkü bir erkeğin ona bir ömür yetmeyeceğini, en kötüsü de istediği her erkeği elde edebileceğini bildiği noktaya ulaşmıştır.
Hepimiz bu duruma sapkınlık olarak bakarız, fakat okuduğum kitaptaki adam bakmıyor! Belki de haklıdır, belki de eskiden nasıl navigasyon aletine ihtiyaç yokken, şimdi vibratör üretiliyor... Bu da yeni dönemde ki seks modeli veya seks şeklidir. Ben zaten kimseyi pek yargılamam, özellikle de seçimlerinden dolayı. Ama bir noktadan sonra abartılı davranışlar pek rahatsız ederken, onlara da normal bakmaya, eleştirmemeye çalışacağım.
Çünkü ilerde bu yaşananlar bile normal karşılanacak, belki de ilerde, eş değişimini, psiyatrlar önerecek. Kim bilir...
İlla seksten mi örnek verilebilir bunun için. Hayır...
Hayatta bir noktaya gelen insanların çoğu antidepresan veya uyuşturucu kullanıyor. Çünkü hepsi mutsuz. Evet söyleneni yapmışlar, evet istenilen noktaya gelmişler, o noktadan sonra eee şimdi ne olacak amına koyyim diyorlar. İşe git gel, para kazan,  daha lüks araba al, halı al, pahalı yerlere git, güzel karılar götür... Eeee bunun için mi!
Hayır. İşte bu nokta da into the wild giriyor devreye. Herif istenilen herşeyde en olup, devamını getirmeden, yol arıyor. Çünkü o da biliyor, bir gün antidepresana başlayacak, hayatın içinde kaybolup gidecek.
Ve gidiyor, sonuç mu bu evrenin en güzel sonu, "happiness is real only when shared". Bana göre herifin çözemediği nokta, mutluluğun paylaşılması gerektiğinden de öte, üretebileceği bir noktada olması gerektiği. Tamam istenileni yaptı, Harwardtan mezun oldu ama sıkıntı zaten istemediğini yapması, insan istemediğini yaparsa, üretemez başarılı olamaz. Eğer doğru bir bölümden mezun olabilse veya doğru alanı tercih etmiş olsa, kafasının da çalışıp en ler içinde olduğu da aşikar olduğundan, üreten bir kafaya sahip olup, paylaşmayı da öğrenerek mutlu olabilirdi.
Mesela afrikada öğretmenlik yapabilirdi veya mahallesindeki çöpleri temizleme misyonunu elde ederek mutlu olabilirdi. İşte o noktada hayat amacı olurdu. En olmasının bedelini, cinsel sapkınlık gibi, kendini dağa taşa vurarak tanımlamazdı. Ama işte yine kendi yazdığıma ters düştüğüm noktaya geliyorum, peki yaa yine adamın sonu günümüzün getirilerinden kaynaklanıyorsa. Nasıl mı?
Ya adam ne yaparsa yapsın, bu tüketici toplumda, üretici olamayacağını gördüyse, eğer benim söylediğim yolu seçse de minimum sonuç olarak antidepresanla uyuşturucuyla hayatını devam ettirecekse, maksimum sonuç olarak intihar edecekse...
Buna nasıl bakacağımı bilmiyorum işte. 
İnsanların sekste sınır tanımamaları, mutsuzluğun ve yetersiz hayatın sonucu uyuştucu, antidepresan kullanmaları, intihar etmeleri... vs.
Olması gerekenler veya dönemin zorunlu sonucu mu? Yoksa anormal davranışlar mı?
Sanırım bu sıçtığımın hayatı sadece yaşanarak gösteriyor gerçekleri.
En kötüsü de, yanlış bir tercih yapıp yapmadığından o an emin olsan bile, başka bir yolda çok daha doğru veya çok daha yanlış bir yolu da seçmiş olabilme ihtimalini asla bilemeyecek olmak.
Düşünmek de yetmez buna, çünkü kader denilen şey, senin seçimlerinden oluşan kocaman veya küçücük veya orta boy bir ağaçtır. Ve dalların uzunluğuna da sen karar verirsin.
Not: Ağaçlar üzerine de yazacağım süper bir yazım olacak pek yakında, belki de bugün:))

dürüst insan okumadığından bellidir:)

Doğruculuk üstüne!
Bugün bir arkadaşımla buluştum ve dedi ki, son yazını okumadım (buyrun bakınız) Başlık 'kendim için yazıldı' ve bende özel olduğunu düşünerek okumadım dedi. Bu nasıl süper bir  prensiptir. İnsanlar yanında olmasa da, o insanlara saygı duyabiliyor.
Bu eve misafir gelmeyecek bile olsa evi düzenli temizlemeye veya kimse olmasa da burnunu karıştırmamaya benziyor. (gerçi başka bir arkadaşım var, yanında sevgilisi bile olsa karıştırma kapasitesine sahip, hemde cinsiyeti kız:))
Ben bu çocuğun yanında, hiç yapmadığım şey olan 'günlüğümü veya özel bloğumu' bile açık bırakırım.
İşte dürüstlük böyle bir şey olmalı!
Buradan muhtemelen bu satırlarımı okuyacaksın sevgili arkadaşım ama itiraf ediyorum ki, hayatımda hiç senin kadar dürüst olmadım ve olamam da!
Lütfen sende herkesi kendin gibi sanma.
Ama şuna da söz verebilirim ki, hayatımda en dürüst olacağım insan da sensin!

Not: Sana bunu yazıcam demiştim:))

Taraftar takıntısındaki kadın erkek ayrımı

Herhangi bir toplumsal olayla ilgili taraftarlar tarafından yazılan (aşırı veya değil) yazılar, söylenen sözler zaten beni irite eder. Bir takıntı gibi gelir, herhangi birşeye aşırı bağlı taraftar olma durumu. Ki buna milliyetçiliğide dahil edebilirim. Büyükbabam bana 'herşeyin ucu kötüdür' derdi hep, herşeyin fazlası zarar olduğu gibi. İşte dün geceden beri, fener ve cimbomla ilgili yazılan her söz, midemi bulandırdı. Ki çok yakın arkadaşlarım bile yazdılar. Saygım var, lafım onlara yok ama tarzlarımız aşırı farklı.Banane abicim, fener yensin, trabzon yesin, beşiktaş yensin, almanya yensin, türkiye yensin. Ülke maçlarında, elbet bir gurur duyarım ama o gururda 4. dakikada banane lana dönüşür.
Neyse işe feysbukumda bir kızın yazısı pek ilgimi çekti.
'Galip olan takımların erkek taraftarlarının bolca telaffuz ettiği "koyduk mu? soktuk mu? kaydık mı? bilmem ne yaptık mı?“ tarzı cinsiyetçi iğrenç yorumlara alışmaya çalışırken, kuulluk peşinde koşan hanımefendilerin benzeri yorumları ayrı mide bulandırıyor. He tamam anladık, futboldan da anlıyorsunuz, erkeklerin yapabildiği bazı şeyleri sizler de yapabiliyorsunuz çok kafa kızlarsınız, kuul kezbanlar sizi...'

Yazan arkadaşıma, yine atladım! Abicim nasıl bir mantık bu. Ben futboldan anlamam, futbolu sevmem, maçın olduğunu bile feysbukta yazılan bastır fener, koy cimbom yazılarından öğrendim.
Tamam okey, bu tarz sözler beni ettiği gibi seni de rahatsız ediyor, fakat ben dillendirmem eleştirmem siklemem ama madem sen eleştiriyorsun, neden abicim, erkeklerin sözlerine alışmaya çalışıp, kadınlarınkini yargılıyorsun. Sen nasıl kadını erkeği ayırırsın. Bunu yazan bir kadın ve bir kadın bu ayrımı yapmamalı. Kendini kaçıncı sınıf vatandaş görüyorusun. Ya da onlar yazabilirken, sen neden yazmayasın.
Ben demiyorum kadın erkek tamamen eşit diye. Ne fiziksel ne de ruhsal olarak. Kadının kukusu, büyük memeleri, erkeğin de pipisi var, kadın duygusal ayrıntıcı, erkek yüzeysel ve ruhsuz. Bunlara okey de!
Aynı yollardan yürüyüp, aynı hayatta aynı şartlara sahip olurken, günlük hayat içinde nasıl da ayrım yaparsınız!
Bu kıt zihniyete de, takıntılı taraftar mantığına da hayret ediyorum!
Lütfen artık bir bilinç hapı yapın da, ben de çevremdeki insanları bilinçlendirmek üzere, 10 tane cimri babamdan hap parası alıp, dağıtayım tüm bilinçsiz çevreme!
Tamam artık sustum! Hemen temizliğe girişip, ışık hızı evden çıkıyorum!

spesifik Genç

Bir üniversite öğrencisi ile aramda geçen dialog:
Çocuk: Baksana bu adamda 'Konferans daha spesifik olsa, daha çok verim alınırdı' Yazmış. Duyuyoruz her yerde bu spesifiği de, ne demek ki?
Gözlerimi istemsizce açarak, mal surat ifademle baktım.
Ben: Spesifik, bir konu üstüne daha ayrıntılı, belirli, özel, bireysel bilgi vermeye denir.
Çocuk: Vay anasını, bu adamda amma kültürlüymüş.
Şaka mı bu! Hiç bir zaman entellektüel veya çok kültürlü olduğumu söyleyemem, ki zaten spesifiği bilmek de, bir kültür gerektirmez. Ama bir üniversite öğrencisi bunu bilmiyorsa, buna denilebilecek söz kalmaz.
Çok yazık ki! Ülkemizde, okuyan, üreten, araştıran, kendini geliştiren hatta daha basiti çalışan adam sayısı yeterinden az.
Bir de derler  ki, iş yok! Sana tabi ki iş yok. Otur kıçının üstünde, hayat felsefen oturmaktan ibaret olsun,sonra da babanın oğlu gibi patrona kız, iş verene kız.
Ha siktir lan ordan!

20111207

Lütfen okumayın pek sıkıcı! Sadece ben için yazıldı:)

Not: Bu yazıyı tam manası ile kendime yazdığım için, pek 1 sıkıcı, mümkünse okumayın, benden daha fazla sıkılmayın!
Yine dengesiz hayatımın karanlık sürecine girdim, oley!
Biliyorum pek kısa süreli bir karanlık, çünkü yaşadığım somut bir olumsuzluğum yok. Sadece bunalma, yorgunluk etkisi altında, yeter deme modu.
1) 3 Saatlik uykuya karşılık 9 saatlik çalışma hayatı
2) Babamın yine sevgilisinden ayrılması üstüne, sevgilisinin beni arayıp, 1saat 11 saniyelik konuşmada, 4 dakikasında sadece beni konuşturup, nefes almadan konuşması
3) Tam 2 saat süren (normalde 20 dakkalık) otobüs hayatı (tek iyi yanı, yine tepeleme dolu otobüste, yeni bir kitaba başlamış olmam)
4) Annemin arayıp, 2007 de taglediğim, 5 yaşında olduğum fotorğrafımda, kendisinin ve babamın da olduğunu fark etmesi üzerine, çemkirmesi. Nasıl beni de taglersin diye. Lan 2007 yaa! 
5) İş yerinde benim yaşımda ama dünya salağı ve tembeli bir çocukla çalışmam ve yarında çalışacak olmam, hemde çocuğun hayvan gibi asılıp, yüz bulamayıp, araya başkalarını sokması.
6) Yarın yine fena yoğun bir gün geçirip, cuma gün ki kreativ parti için evi toplamaya fırsatım olmaması.
7) flypgs ye bir türlü girememe
8) Aylardır ilk kez tv açıp, ulan yakışıklı bir adam göreyim bari diyip, kıvancın son bir bakışı ile dizinin bitmesi...
9) 5 tlmden başka paramın olmayışı ve babamdan istediğim her paranın hesabını verişim
10) Karısal rutin süreciminin 'coming soon' demesi!
Amaaan işte bunun gibi bir sürü şey!
Evet farkındayım elle tutulur bir sebeim yok ama yine yoğunluk haritam beni bayıltma işine girişti.
Biraz sakinlik istiyorum. 
Aslında gitsem tek başıma bir dağ evine, alsam ölümüne alkolumu, yaratma malzemelerimi, makarna çeşitlerini, fotoğraf makinamı, kitabımı, radyomu.
Bir gün fotoğraf çekmeye gitsem, bir gün kitap okumaya ayırsam radyoyuda açıp, bir gün ölene kadar içsem, oraya buraya kussam, bir gün çıksam motorla tüm o bölgeyi gezsem, kalan günlerde de habire yok fimo, pyssla falan yapsam...
Yeniden doğup, sonra tekrar gelsem...
Gerçi ben buna benzer bir tatili daha pazar günü yaptım ama insanoğlu işte doymuyor:)

gıcık eden olaylar listesi

Bazı şeyler beni gıcık eder, içimi dökmek adına biraz onlardan bahsetme zamanım gelmiş.
1) Asansör eğer bineceğin katta değilse ve apartmanda 2 asansör varsa, 2 asansörün birden çağırıldığı durumda, 'ee be gerizekalı, bu 8 bilinmeyenli denklem mi de, ikisinin de geleceği zamanı hesaplayamıyorsun!' diyesim geliyor.
2) Metroda artık pek olmamakla birlikte, metrobüsten inerken, öküzlerin yolu kapatması ve inmeye çalışan halkın önünü kesmesi durumunda,
'ee be gerizekalı ben çıkmadan sen nasıl gireceksin' diyesim geliyor, genelde de hakaretsiz olan versiyonunu söyleyerek iniyorum.
3) Bilmediğin bir numara aradığında, sana ismin ile hitap ederek veya bilmemneyle görüşebilir miyim diyerek cümleye giren insanlara,
'ee be gerizekalı kaç yaşındasın, önce arayan sen olduğunda, ilk olarak kendini tanıtman gerek' diyesim geliyor, yine bunun soft halini hele hele de yanlış numara ise kesinlikle söylüyorum ve kapatıyorum.
4) Toplu taşımada durağın gelince, cam kenarından inerken, yanında biri varsa, özellikle erkekse veya yaşlı kadınsa ve bana yol vermeden, onun bacaklarına götümü sürterek geçmek zorunda kalıyorsam,
'ee be gerizekalı götümü ağzına mı sokayım ya da direk ağzına mı sıçayım diyesim geliyor' ama bunu demiyorum, en fazla müsade eder misiniz diyerek çıkıyorum.
5) Ve son olarak beni çılgınlar gibi delirten diğer bir toplu taşıma gıcıklığıda;
Eğer yanımda oturan erkekse ve o iğrenç taşakları sıkışıyor diye, bacaklarını 95 derece açıp, benim bacaklarımı sıkıştırarak temas haline giriyorsa,
'senin taşaklarını sıkıp, suyunu çıkarıp, o suyu da senin kıçına şırıngalamak istiyorum' diyesim geliyor ama tabi ki de demiyorum. Fakat bir kere annem benim bacağıma değen adamın bacaklarını görüp, 'senin ki altından heralde, kapat şu bacaklarını bakayım' dedi:)) Adam ne diyeceğini bilemeden kapattı:)
Şimdilik söyleyeceğim gıcık olmalarım bu kadar. Allah arttırsın diyerek, herkese iyi geceler dileklerimi sunarım:)

20111206

öğretici sağlıklı beslenme

 Yeni aldığım sağlıklı beslenme kararı ile, sağlıklı beslenme adına ilk adımımı atarak, dün beyoğlu markete giderek (ki evimiz beyoğlunda değil:)), ıspanak ve pırasa almaya karar verdim.
Bu sebze seçimini de, direk indirimde olanların yazıldığı etiketten seçerek karar verdim.
Ama sıkıntı ben bu sebzeleri sadece yemeklerde biri yaparsa yediğim için, tiplerini bilmediğimden, şaşkınlığa düşerek, hemen pırasa etiketinin altındaki sebzeyi aldım, taze soğana, yaklaşık 20 yıldır, uzun soğan dediğimden, 'lan yoksa bu uzun soğan mı' diye düşünürken, ıspanağın altındaki sebzeyi de alarak, kasaya gittim. Ordaki çocuğa, 'bakar mısınız bunlar, ıspanak ve pırasa mı' diyince, çocuğun o an elimdekilere bakıp, kafasını kaldırdıp, şok içinde gözlerime bakarak, gülmemeye çalışan o yüz ifadesini durdurma çabası aynı anda oldu:)
Yok bu ıspanak değil, roka dedi. Beraber manav reyonuna gidene kadar, çocuk yerlere bakıyor gülmemek için, sonunda 'aman yahu gül işte, ne yapayım geç oldu ama güç olmadı öğrendim işte' dediğim an koptu:)
Sonuç olarak bugün evrenin en güzel ıspanak yemeğini yaparak, yoğurtla yedim:)
Yarınsa pırasa günüm olacak. Herkese alışveriş öncesi, internette sebze araştırmasını şiddetle tavsiye ederim...

kadına şiddeti yakından tatmış insandan bir ibretlik öykü!

İbret olası bir haftasonu macerası, daha doğrusu kabusu ile geliyorum.
Mevzu çok uzun olduğu için ve pek zamana sahip olamadığım için özet geçiyorum.
Ben cumartesi günü, taksimin göbeğinde (babylonun önünde) şiddet gördüm. Hemde akıllara zarar bir nedenden. 4 Tane çocuğun, bir kız arkadaşım ile girdiği ağız dalaşı, arkadaşımın abartılı ve sarhoş tepkisi ve çocuğun terbiyesizce ona söylediği bir söz ile bizim kızın çocuklardan birine arkadan hafifçe vurması ile devam etti. Bu arada benim olayla hiç ama hiç alakam yok, hatta onlardan da biraz uzaktayım, bende sarhoşum ama her zaman ki gibi çaktırmadan, gayet sağlam şekilde. Neyse bizim kız onlara vurunca, olayı bile bilmeyen bu çocukların başka bir arkadaşı, bizim kıza koşa koşa gelip, 2 tane bir çaktı. Tabi her zaman ki gibi, yolda kavga çıksa olaya aptal gibi atlayan ben, arkadaşıma vurulunca, hele hele yumruk kıvamında 1.50 boyunda minyon arkadaşıma vurulunca, resmen olduğu yerden uçan ilk kişi olma vasfına erişerek. Çocuğu kızdan ayırıp, gözlerim dolu dolu ve gerçekten inanılmaz bir sakinlikle gözlerinin içine bakarak 'bir kadına nasıl vurabildin' dedim. Çocuk benim şiddetten uzak, sakin ve mantıklı sorum karşısında önce bir şok oldu, sonra muhtemelen verecek cevap bulamadı. Sokakta belki 200 insanın önünde, insanlar benim ayırdığımı sanarak şok içinde izlerken, yüzümün ortasına kelimenin tam anlamıyla 2 tane YUMRUK attı. Hayatımda yediğim ilk yumruktu. Sarsıldım, düşüyordum ki, tutundum bir yere. Ve orospu çocuğu ibne kaçtı gitti. Arkadaşları hemen yanıma geldiler, 1tanesi ise topukları kıçına vura vura o arkadaşının ağzını burnunu kırmak için koştu peşinden. Sonra yanlış hatırlamıyorsam, bende koştum, bulduğum yerde, sadece ' neden lan, neden bana vurdun orospu çocuğu' diyecektim.
Arkadaşı yaklaşık 15 dakka sonra, koşmaktan domates olmuş vaziyette geldi. Çocuklar resmen yalvarıyor affetmem için, binlerce özür diliyor arkadaşları için. Benim yüzümde kocaman bir gülme ifadesi ile çocuklara 'bana kimse vurmadı, ben kimseye vurmadım bugüne dek. Yolda karınca görsem, yolumu değiştiririm, bırak insanı herhangi bir canlıya bile zarar vermediğime yemin edebilirim. Şimdi de ellerini ağzını bağlasa birisi o çocuğun, bir tane tokat atamam. Çünkü ben vicdanlıyım, çünkü ben insanım. Sizden 2 isteğim var, 1.si bu cümlelerimi ona iletin, 2.si eğer gerçekten benden özür dileyecekseniz, sözle dilemeyin, nolur bir daha bu tarz insanlarla dışarı çıkmayın' dedim. Çocuklardan biri, 'sana yemin ederim, çıkmayacağız.' dedi. İnandım, en güzel ders bu olacak. Dışlanacak, korkacak bir daha yapmaya. Ama o zavallı çocuk eğer bana vurduğu noktada, yaklaşık 1 dakika daha dursaydı eğer, muhtemelen o 200 kişilik sokakta, linç edilecekti öncelikle de arkadaşları tarafından. İşte o zaman hayatının dersi de olacaktı.
Çeneme gelince, aradan geçen 3 güne rağmen hala hafif mor, şiş ve dişlerimin arka tarafı hala kapanmamakta ısrar ediyor. Ama çenemden daha fenası, gerçekten sarsılan insancıl tarafım.
Bu olayla 1 şeyi yapmaya ve 1 şeyi de yapmamaya karar verdim.
1.si bir daha asla, bir olay olursa, karışmamaya yemin edebilirim. Çünkü ben o gün 2 tane yumruk yedim, bir tane bıçak da saplayabilirdi o pislik. Çünkü bunu yapan onu da yapar.
2.si pek yakında, ciddi ciddi dövüş dersleri almaya başlayacağım. Ha bir de göz yaşartıcı sprey. Çünkü bu dünya benim baktığım pencereden bakan insanlardan çok daha farklısını barındırıyor içinde. Ve herkes bir savaş içinde, savaşa da makyaj malzemesi ile gidilmez, top tüfek ile donanmak gerek. Herşeyden öte de o savaşın varlığını kabul etmek gerek... Evet ben artık kabul ediyorum, SAVAŞTAYIZ!

cennetin içindeki çıkmaz sokak

İçinden kendinle konuşmak, belki de konuşmaların en güzelidir. Hiç bir dış etken olmadan, sadece kendinsindir. Swot analizini yaparsın tüm ruhunun. Oturur ağlarsın, belki de gülersin, eğlenirsin.
İşte tam bunu yaptığım esnada, bu satırları telefonun çekmediği, internetin olmadığı, önümde ayın battığı, evrendeki herkesin kaybolduğu, dinlediğim müziğin ederlezi olduğu ve ayın da tek ışık kaynağı olduğu yerden yazıyorum. Çığlık atsam kimse duyamaz ama bir o kadar da güvende olduğum, tüm o korkunç karışık istanbula karşıdan baktığım yerdeyim.
Arada yazıyorum, arada düşünüyorum, arada da sesimi kimsenin duyamayacağını bildiğim için, pembe kulaklıklarımdan dinlediğim müziğe bağıra bağıra eşlik ediyorum...
Hayat akıp giderken, bunu izleyebilecek bile zamanımız yokken, bugün bana hayat durdu. Çünkü olduğum yerden bu gece yükselip, tüm evreni görebilme cesaretini gösterdim.
Ki çok ama çok uç şeyler yaşadığım bir haftasonuna rağmen, hala ben'İ kaybetmeden, ben olmaya devam ederek ayaktayım.
Ve herşeye, herkese, her boktan şeye rağmen, pek 1 güçlüyüm.
4 kasım 2011 saat: 02.00

20111201

götü kalkık burun

Bu gece pek eğleniyorum 2 şeker kırmızı tuborg sayesinde.
Gerçi zaten bu ara pek 1 mutluluk hormonu içinde kaybolmuş vaziyette olduğumdan, çok da farklı bir an yaşamamaktayım.
Bu gece ki ev gecem, süper geçmesinin de etkisi var, bu pek çok mutluluğa.
Ha tabi 1 ay sonra 5 arkadaşımın izmirden bana gelecek olması da, daha da mutlu etti.
Vay aq ne mutlu bir insanım ben:)
Kafam mı güzel ne, yok yok ben güzelim:) Zaten pek bir megolamanım bu ara, bir de özgüven patlaması ile birleşen saçmalamam, bu ara her yerde etkisini göstermekte.
Mesela bindiğim otobüste herkesin sana baktığını bilerek kimseye bakmamak, yolda yürürken şarkı söyleyerek yürümenin deliliğinde kimse yolmuş gibi hareket etmek, asıldığını bildiğim adamlara yüz vermemek, emesenimdeki 120 insandan 30unu silmek ama engellememek....
vallahi bunlar alkolün verdiği siklememe durumu değil, son dönemimdeki götü kalkıklığımın  etkisi:))))