2 Sene önce bu kadar kötü hasta olmuştum en son.
Beta virüsü deniliyormuş.
Bademciklerim o kadar şişti ki, konuşamıyorum, hatta su bile içemiyordum. (ki hala çok zor yutuyorum)
Korkunç 3 gün geçirdim. İlk 48 saatte 40 saat neredeyse uyudum. Uyudum ama ateşim çok yüksek olduğundan halüsinasyon görüyorum.
Susuzluktan ağlıyorum, 2 gün boyunca mideme toplamda 1 tabak çorba yiyecek girmedi...
Bu böyle sonsuz bir döngüde seyrederken. Dün çıldırma noktasına geldim, babam tabi ki derse gitti.
Hüngür hüngür evde tam 1 saat ağladım. Hem o kadar ağrım var ki, hem de o kadar çaresizim ki. Hastaneye gitmek istesem gidebilecek halim yok.
Net olarak anladım ki, şu yaşlılar, anneler babalar, neden hayırlı evlat istiyorlar. Çaresizsin ve sana bakacak biri yoksa, 40 trilyonun olsa kaç yazar. Parayla adam tutmak değil. Sarılabileceğin, seni severek sakinleştirebilecek biri.
Hiç unutmam bundan 2 sene önce de bu beta virüsüne yakalandığımda o zaman ki sevgilim (şimdi ki eski seviglim:) işten izin alıp, taa tuzladan gelmişti. Gerçi o dönemlerde beni aldatıyormuş, muhtemelen o vicdan azabının da etkisi vardır :)
Ama sonuçta, aslında herkes diyor yaa, ömrümü paylaşabileceğim, hastalıkta, sağlıkta yanımda olsun yeter. Tabi ki yetmez ama yaşlıysan veya hastaysan yeter be abicim.
Bir arkadaşımın 90 yaşındaki dede evlecenek kadın arıyordu. Ama azgınlığından falan değil, adam inanılmaz beyefendi ve düzgün. Sadece bakıcı almaktansa, bir kadın olsa hayatıma girsin ben ölene kadar, benden sonra da emekli maaşımı falan alır, rahat yaşar hemde bana katkısı olur son günlerimde diyor.
Dün o halde olmasam gerçekten anlayamazdım ama şimdi anlıyorum. Şefkatli ölmek istiyor insan.
Eğer bu hastalık 7 gün daha bu şekilde sürseydi, ben kesinlikle ölürdüm (tabi hiç bir müdahale olmamasından bahsediyorum)
Bu evet ölücez noktasına varma kafası çok farklıymış.
Yapacak birşeyim yoktu, taksiyle gidecektim, bir defter aldım, kağıda yazdım tüm hastalıkla ilgili bilgilerimi. Konuşamadığımdan, en mantıklı yol bu gelmişti. Babamı aradım, ben hastaneye gidiyorum dedim, o da dur dedi, hemen atladı geldi dersten. Panik haldelerdi. Bense hala ağlıyordum. Babamın sevgilisi, Hale doktor. O da İzmirden babamı görmeye gelmişti. O bir sürü yeri aradı, sonuç olarak yapılabilecek tek şey penisilin iğneyi götten yemem ve serum taktırtmak. Penisiline alerjim varsa ve hastane gece olduğundan uygun doktorlar olamayacağından, herhangi bir durumda geberme ihtimalimden, bu durumu es geçtik. Diğer ihtimal majezik ve uyuma. 2.sini tercih ettik sonuç olarak. Babam gaarip bir adam, normalde halen küs ve soğuk olduğumuzdan tepkiselrini göstermiyor ama hasta olunca, resmen süper baba. Kahroldu ağlamamı görünce, haleye sorup duruyor, başka bir yolu olmalı, böyle mi duracak, nasıl dayanacak diye. Resmen kahroldu...
Fakat garip kısımı burada geliyor, bir doktor öğrencisine dersi vardı dün akşam. Aaa ben gideyim S.'a o zaman, hem onun hastaneden kulak burun boğazcı kankası ile tanışırım dedi. Ve derse gitti.
Haleyi asker olarak bıraktı. Hale tüm gece bilgisayarda oyun oynadı. Tabiki ilgileniyor, tatlı kadındır ama annem değil ki. Sikinde değil. Ben başımda beklesin istemedim. Sadece arada ateşime falan baksa, saçımı sevse... falan isterdim.
İşte dediğim gibi insan ölüm duygusunu hissedince, şefkat arıyor. Gerçek şefkat ama Hale gibi değil. Hatta babam gibi de değil, babam bulunduğu an gerçek olsa da, siktir olup gidince 3 kuruş için, tüm herşeyi yakıyor.
İşte önemli olan, kısmi zamanlarda zor gününde yanında olan değil, zor gününde uzaktan da olsa her an yanında olan. Senin bu kadar kötü olduğunu bilip, saatlerce aramamak, sormamak, geleyim mi gelmeyeyim gibi, ağız arayarak gelmemek... bunlar yalan be koç. Annem mesela, kadın resmen kahroldu. Binlerce kere aradı durdu. Kimseden annem olmasını bekleyemem ama sürekli yanındayım ayağındansa, hiç olmasalar mesela. Çok daha çabuk elenmiş olurlar işte.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder