20111209

ağacın kaderindeki kendi düşen ağlamaz felsefesi

Herkesin bir tohumu vardır. O tohumdan dünyaya gelirsin. Her sulama, hava durumu, çevre, koşullar seni, hangi ağaçsan onun karakteristik özelliklerini büründürürken, senle dünyada tek olan da yaratılmış olur. Her ne kadar bir ağaç cinsine sahipsen de, farklı meyvalar verirsin, farklı büyüklükte, farklı uzunlukta olursun...
Dallarınsa sana sunulan yollardır. İnsanların kader dedikleri şey. Dallar daha ağaç küçücükken çıkmaya başlar, şekillenme yine tohumunun özellikleri ve çevreden gelir. O dallardan hangisini seçersen, en kalın olan o olur. Kalın olan senin çizgindir. Senin çizginde, dallarında senin can damarındır. Diğer dallarınsa, kesilse bile etkisi olmaz sana, çünkü onlar zaten senin seçiminden çıkmış, kendi yolunda başka meyvalar vererek, farklı şekilde, farklı yollarla diğer canlılara kaynak olmuştur. Bu da, senin seçiminle, başkalarının farklı şekillenen hayatları gösterir.
Kader dedikleri de, bize sunulan hayattan başka birşey değildir ve bana kalırsa, herkes kendi kaderini kendi çizer ...
Daha bebekken derler, kendi düşen ağlamaz diye. İşte bu noktada bu cümlenin de ne sikindirik bir cümle olduğu ortadır. Her zaman kendimiz düşeriz, çünkü öyle olsun istemişizdir ve yine kendimiz ağlarız, çünkü hak etmişizdir...
Ama ben kendim düşüp, somut olarak ağlamamayı yavaş yavaş öğrendim. Belki 3 ay oldu, gözümden tek damla yaş düşmeyeli. Belki de kalbime akıyordur, kim bilir! Ben bilirim tabi ki de! Ve evet bir sürü şey kalbime akmıştır ve akmaya da devam edecektir!

Hiç yorum yok: