20120204

Eternal Sunshine of the Spotless Mind'ın 25 yaşımda ne sikko 1 film olduğunu kanıtlama yazım:)

Efsane bir film, herkes ağladı, herkes kendinden bir şeyler buldu.
Yeni ayrılmışlar; aha işte biz dedi, 
hala ilişkisine devam edenler; birbirinin değerini (1-2 saatlikte olsa) anladı,
sevgilisi olmayanlar; eski sevgililerini hatırladı... vs

Bana göre evet güzel işlenmiş bir film ama çıkarılması gereken sonuç, yukarda yazanlardan çok farklı. İlk izlediğimde gayet ağladım. Muhtemelen eski sevgilimi falan da hatırlamışımdır. Şu an yaşım 25 ve bugün tekrar değerlendiriyorum bu filmi;
2 Az sosyal insan, yalnız, tutunmaya çalışıyor kocaman soğuk bir şehirde. Bir şeye ihtiyaçları var, bir değişim, bir farklılık, bir aşk, kısaca her hangi bir şey. İç benliklerindeki yalnızlığı oyalayacak bir şey.
Ve tanışıyorlar, birbirlerine aşık olmalarının nedenleri,
1. İkisi de daha birbirlerinin huyunu suyunu bilmiyorlar, ortada bir gizem var. Bu aşırı çekici bir şeydir ilişkilerde.
2. İkisinin de aynı boyutta ve derecede birine ya da herhangi bir farklılığa ihtiyacı var.
Bu 2 koşul sağlandı mı, aşk için temeller atılmış demektir. Aşkın büyümesi ve daha uzun vadede devam edebilmesi içih gerekli koşullar ise;
1. Ten uyumu,
2. Koku uyumu,
3. Fiziksel beğeniyi  (az da olsa) karşılaması (ki ilk 2 koşul yeterli büyüklükte ise, fiziksel durumun lafı bile olmaz)
4) Seks uyumu
vs...
Bu filmde 2 taraf içinde tüm bu koşullar uygundu. Peki ne oldu da, bir anda çirkef kavgalar başladı.
1. Gizem kalmadı, fazla mıç mıçtılar. 
2. Mıçmıç olma durumu birbirlerine başta olan, o ihtiyacı her gün azaltmaya başladı.

Görüldüğü üzere başta söylediğim temel ihtiyaçlar kaybedilince, ilişkinin temelleri sarsılıyor. Peki ya diğer koşullar hiç mi işe yaramıyor?
Elbette yarıyor, kopan en temel ipler, diğer koşullar (ten uyumu, seks uyumu...vs)  ile tekrardan hatırlanmaya, bağlanmaya çalışılıyor. Çünkü yine o eski sıkıcı hayata dönmekten korkuyorlar, çünkü daha iyisini bulamamaktan korkuyorlar ve bir sürü alengir üstene, beyinleri silinmişken yeniden buluyorlar birbirlerini. Bu ise  tüm herkesin kafasını karıştıyor, vay aq aşka bak vs. diyor. Halbuki o trende, o koltukta herhangi başka bir kız olsa veya erkek olsaydı, gerekli temel ihtiyaçlar karşılandığı sürece, aynı şeyler yeniden olacaktı!
Anlayacağın, film zekice bağlanmış fakat sonu gerçek hayat uyarlanınca kafa karıştırıyor.

Çünkü herkes kendine göre, o filmde kendinden ve ilişkisinden bir şeyler buluyorsa, sanıyor ki en büyük aşk onun! Aşkın en büyüğü yoktur! Herkes aynı şekilde aşık olur, bitme sebepleri, ya biri birini daha az sever, çünkü çok seven fazla verici davranarak, kendindeki gizemi öldürmüştür, veya biri aldatır, çünkü her gün aynı pilavı yemek de göt ister (bir çok insan için) veya da bu ilişkideki gibi birbirinin suyunu sıkana kadar tüketip, yeni birilerini bulmaya veya eski hayata dönmeye götleri yememiştir.

Şimdi benim aşka inanmadığım falan zannediliyor olabilir bu yazı da, evet doğru zannediliyor:) Aşk dediğin duygu, gizemin ta kendisidir, sevgilinin yanında 30 kere sıçarsan, biter, sevgiline her saniyeni anlatırsan biter, ondan izin almaya başlarsan, biter!

Bu çizgiyi iyi korumak gerek, elbette 1 ömür gizem yaratamazsın, fakat tarzını ve saygını koruyabilirsen, işte o ilişki sürer! (1 ömür olmasa da, uzun zamanlar sürebilir)
Bir de benim için en önemli noktaya da değinmem gerek.
Evet ilk koşullar sağlandığı sürece, yüz ayırt etmeden herkese aşık olabiliriz.
Fakat 2. etap koşullar, ilk koşullar sağlandığı anda pek değerli gözükmese de, aslında bulunması en güç şey onlar oluyor. Bu çiftimiz evet trende başka birine de aşık olabilirlerdi ama o ten uyumunu başka birinde yakalayıp, yakalayamayacakları kocaman 1 soru işareti...
Sonuç olarak, o ten, koku, seks... vs uyumu bile tam olsa, saygı ve gizem gidince, tüm taşlar yıkılarak, kocaman bir yıkıntı haline geliyor insan!
Ayrılık süresinde güçlü olup, gerçekleri bilip, sıkı sıkı tutunacak dal aramak gerek aman dikkat! dalınız bir insansa, o zaman üzülürsünüz, çünkü insan dallar hep kırılma ihtimali en yüksek dallardır, o sebeple sen sen ol, dalını; işten, hobilerinden... bul.
Size bu satırları, tam da filmimizin, silinmesiz halini, gerçek hayatta yaşadığım anda yazıyorum. Ben bunları yaparken, O ne yapıyor şu an, muhtemelen bir yerlerde içiyor ve üzülüyordur, ee tabi tek gözüyle de, yerime koyabileceği kızı arıyordur, hatta hatta eski sevgilisin omzunda ağlıyor olma ihtimali bile bir hayli yüksek:)
Çünkü aşk ve sevgi, bir çok insan için, bu kadar basit, sakız gibi, her sevgili de suyu çıkana kadar tükettikleri ihtiyaç. İşte tam anlamı ile, bitirme sebebim de, onun gerçek sandığı ama gerçekte hikayeden sevgisi ile, bana geri dönmek için çabaladığını sanıp ama aslında ne gözlerinde, ne de götünde o çabanın zerresini göremememdi.
Dışardan bakanlar bana domuz der! Niye çünkü önümde kahrolan, ağlayıp ölen biten adamı terk eden, vicdansız ben olduğum için, fakat kimse bilmez, o arkamı döndüğümde zaten başkasının koynundadır (mecazi bir koyun:) veya başkasının oluvermiştir. Çünkü o sakız aşka inanır!
Neyse kendimi ve biten ilişkimi 1 kenara bırakıp, filmdeki çiftimize dönersek, bizim bu çiftimiz ilişkilerini nasıl kurtarabilirlerdi bunu düşünelim, (hiç böyle bir kurtarma olayına girişmesem de, sanırım 2 taraf isterse olabilir) öncelikle, birbirlerinin sınırlarına girmemelerine dair radikal kararlar alacaklar, saygı da maksimum düzeye çıkarılacak, sosyal etkinlik ve hobiler fazlalaştırılacak.
Uygulanabilirliği şüpheli olsa da, o ten uyumunu kaybetmemek adına denenesi bir adım diye düşünüyorum, ama tabi ki karşındaki de, senden vazgeçmeyecek gözü karalığa ve seni 2 günde başkası ile değiştiremeyecek biri olursa...:)
Bu upuzun yazı da, ne doğru ne yanlış tam olarak bilemiyorum, çünkü deneylerimin yan ve ön etkilerini tam anlamı ile görecek kadar yıl yaşamadım bu hayatta. Fakat umuyorum ki, yolum doğrudur:)

6 yorum:

bittersweet dedi ki...

Aynı konuyu aynı düşünce üzerinden ben yazmayı düşünmüştüm :) en sonunda toparlayamadım ruh halim izin vermedi.Ama görünce çok mutlu oldum çok güzel yazmışsın :)

Alice dedi ki...

Çok sevindim beğenmene. Bende canlı canlı yaşayınca toparlayıp yazabildim:)

The Merika dedi ki...

bitterweet e canı gönülden katılıyorum :)slında ne gözlerinde, ne de götünde o çabanın zerresini göremememdi. sözüyse agzımdan dökülmüş gibidir bilginize:D

Alice dedi ki...

O zaman şimdi yazdığım yazı sana ve inanmayan tüm kadınlara gelsin Merika:)

Sparrow dedi ki...

almadan önce çok merak ettiğim izlemeyi çok istediğim ama izlerken " abi bu ne biçim film bu kadar saçma sıkıcı bir film mi olur ya " dediğim, daha sonra genetik öğrencisi bir arkadaşıma filmi verip, ona " bak bu psikolojik bir film. senin ev arkadaşın psikoloji okuyor zaten filmi onunla beraber izle, anlamadığın yerleri o anlar belki ve sana anlatır " dediğim, genetik öğrencisi arkadaşımın da bu tavsiyemi ciddiye alıp iki psikoloji öğrencisiyle izlediği ama o psikoloji öğrencilerinin bile hiçbir şey anlamadığı film :D

Alice dedi ki...

:) o zaman hepiniz, hiç aşık olmamışsınız :) veya benim bu yaşta fark edebildiklerimi, önceden fark etmişsiniz.
Ben ilk izlediğimde, pek anlam vermiştim ama tabi o zamanlar daha aşkları, hayatı öğrenmemiştim:)
Şimdi ise, gülerek izleyebilirim:)