20120607

Löp Diye Aşık ol, Lap Diye Başla, Long Diye Bitir!



Bir ilişkiye başlamak, kocaman bir cesarettir.
Bazen, löp diye aşık olur, lap diye başlar, long diye bitirirsin.
O ilişkilerde düşünmez, sadece hayalinde kurduğun insana aşık olursun; tanımadan başlamıştır, tanıdıkça bitmeye başlar, tanıyınca biter.
Uzattığın sürece, o sakız üstüne yapışır, bedenini kangren gibi kaplar. Kesip atmayı denedikçe zorlanırsın. Gün gelir, bir yağmur yağar üstüne, sakızın yapışkanlığından kurtulursun ama tamamen temizlenmez.
En sonunda, tüm kıyafetlerini değiştirir, sakızı üstünden atarsın.
Bazı insanların, o sakız bedenine de yapışır.
Karşılıklıysa; bu durum, trajikomik durumlara düşersin, ölüp biter, mantığından bağımsız yaşam gereklerini yerine getirirsin, birliktesindir ama onu öldürmek istersin.
Karşılıksızsa da; o insan tehlikelidir, bırakmak istemez, o sakızlı çıplak bedeniyle; üstüne yapışmak ister...

İlk görüşte aşk diye bir şey bulmuş büyüklerimiz, siktirin gidin büyüklerimiz derim ben buna!
İlk görüşte aşkın sonu, ilk dönüşte bitiştir.
Hiç ilk görüşte aşık olmadım, fakat hiç bir zaman da düşünerek de aşık olmadım.

Şimdi düşünme, tanıma yanlısıyım, ilişki başlasa bile, opsiyonlu bir tanıma sürecinden geçirmeden; fazla şey paylaşmama gereğine inananlardanım.

Yaşadığın her paylaşım, sakızı daha da yayar. Önce bak bakalım, o sakız; çilekli mi, şekersiz mi, naneli mi!
Elbete işin içine girmeden tam rengini göstermez, fakat öncelikleri belirleyerek seçimlerinde doğru yolu bulman gerek.

Mesela artık benim bir ilişkiden ciddi beklentilerim var, en önemlisi; kendine ait birinden bağımsız kurduğu bir hayatı, hayat görüşü ve hobileri olmalı.

Herkesin elbete bir hayat görüşü vardır, fakat benim dediğim; inandığı ilkeleri olmalı; ülkücü ise ülkücü, solcu ise solcu, motorcu ise motorcu, çevreci ise çevreci, gelişimci ise, gelişim odaklı...
Ne olmalı, o ilkelerden kopması gerekirse, gerekirse beni bile terk etsin.

Böyle birine, herkes aşık olur. Çünkü herkes; karşısındaki için ek olmak ister, tek olmadığını görürse, hep mücadele ruhunu yaşatır ve ilişkiyi monotonluktan çıkarır.
 Bir diğeri ise, hobiler; yaşam motivasyonudur, karşındaki ile hobilerini paylaşabilirsen, o zaman karşılıklı bir alışveriş hissedersin.
İnsanlar neden çet yapar, birini bulmak için mi, evet bunun büyük etkisi var, fakat asıl amaç, paylaşacak insanların çevresinde bulunmaması, daha başka sulara yelken açıp, başka paylaşımlarda bulunması.
Ne kadar sosyalsen reel hayatında, o kadar az gerek duyarsın, sosyal medyaya, çete, çuta:)
İşe bu sebeple, karşımdaki ile karşılıklı, hobi, hayat görüşü, ilkeler üzerine, bir paylaşım; ilişkinin ömrü adına, en önemli kriterdir bana göre.

Seks kısmına gelirsek de, ten uyumuymuş, seks başarısıymış, büyükmüş, küçükmüş, bunların hepsi hikaye; sen karşındaki ile paylaşarak büyüyorsan, saygı denilen duygunun, sende yaratacağı heyecan; seksine de yansır.
Not: Elbette, bu seks uyumunda, sınırların çok altında veya üstünde olmadığı varsayılarak yazıldı.

Paylaşabilirsem, ben de her şey süper gider ama bir gün paylaşım azalırsa, biterse ve o sakızı bir süre daha uzatmak istersem; kesinlikle rol yapmaya başlarım, bir süre onu da, kendimi de kandırırım. Sonunda kandırdığı çaktırmadan, bir gün bir kavga bahanesi ile, saçma sapan bir nedenle bitiririm.
Yalancı olmak doğru mu peki, etik olarak iğrenç bir şey olsa da, ruhsal açıdan en doğrusu. Adamın/kadının karşısına geçip, ben artık orgazm olmuyorum koç, senin elini tutmaktan da, aynı monoton mal ilişkiden de bıktım, demek karşındakine sadece, kocaman bir acı olarak kalır.
Ne gerek var, insanlarda yaralar bırakmaya.

Fakat işin bir sürelik paradoksu da şöyledir; alışkanlığın bitişi ile, sorgulama yoluna gidersin, lan acaba ayrılmasa mıydım, idare ediyordum bee, nolcak ki, düzelirdi, eskisi gibi olurdu herşey belki de.
Hatta daha ciddi boyutu ise, o pişmanlığı geri dönerek yapmaktır. O geri dönüşte mutlaka, bir ayrılık ile son bulacaktır, çünkü o bıkkınlığa tez vakitte tekrar kavuşacaksındır.

Sonra bir gün, karşına biri çıkıverecek, yeni bir kısır döngü ile, yaşadığın boşluğu doldurarak, yeni hatalara yelken açacaksın.

Her ilişkime boşlukta başlayarak, kocaman bir hata olarak gören ben. Şimdi arkama bakınca, hepsi iyi ki girmiş, hepsi benim için aynı kavanozda anılarıyla kaldı, bir sürü şey öğrendim, en basitinden, boşluk içinde yaşananların, insanda sadece kısmi bir tatmin olduğunu öğrendim...

Şimdi ne yapıyorum dersen, artık öyle bir penceredeyim ki, nedendir bilmem bu hale girdim gireli, red etme sakım, sanırım ömrümdeki tüm redlerime ulaştı. (bu ara, çok şükür ki, kendi başımı bağladım:))
Red ettikçe, uğruma dökülenler arttı. Fakat benim istediğim uğruma yapılanlar değil artık; edilen iltifat, gidilen özel yemek, yapılan süpriz... Bunlar da olmalı belki ama onlardan öte, paylaşabilecek çok şeye sahip olabilmek gerek.

Sanırım bu şekilde düşünmeye iten, 3-4 aydır, aralıksız kendi ilgi alanlarımda, kendimi sürekli geliştirme eğilimimden olsa gerek. Aynısını karşımdakinden de görmek istiyorum, fakat insanlar tutturmuş bir aşk diye, kelebek böcek kovalıyor.
Kelebekler baharda olur sadece... Ben yalnız bir bahar istemiyorum, ben bir ömür de istemiyorum; ben uzun süre bir şeyler öğrenebileceğim, öğretebileceğim bir şeyler istiyorum.

Ömürlük olması için de, yalnızca bir peygamberle çıkmak gerek ki; son peygamber öleli epey zaman geçmiş olsa gerek...
Onun dışında, herşey olduğu gibi, paylaşımda biter ve eğer karşındakinin bir sabrı varsa ve öğrenilmiş çaresizlik yetisi gelişmişse, senle ömrünü tamamlayabilir.

Fakat bu evrene bir kere gelen biri olarak, öğrenmiyorum çaresizliği, onun yerine, maceracı ve mücadeleci ruhumu devreye sokarak, götümü yırtıyorum, ne ruh ikizimi, ne de hayatımın aşkını aramıyorum, çünkü bunlar yok! Çünkü bunlar sadece kavuşulamayan aşklarda, sanılan duygular, o aşkların adını bu şekilde koyan da, paylaşabileceğin daha çok şey olduğuna inanıp, onu keşfedemeden, kaybetmiş olman.

Leyla ile mecnun kavuşsa, 2 sene sonra boşanırdı belki de, belki de boşanmaz; sadece evli, birbirinden bıkmış birer çift olarak; adı bile bilinmeden ölürlerdi. Onlar hayallerini gerçekleştiremeden, paylaşamadan öldüler sadece.

Herkes bu görüşlerim yüzünden, ayy zavallı, aşka inancını yitirmiş, ne acılar yaşadı ki yavrucak bu şekilde bakıyor, diyorlar:) Kocaman bir gülümseme ile, beni asla anlamayacaklarını biliyorum, çünkü onlar çaresizliği kabullenmişler, çünkü onlar hayatları boyunca, yalnız olmanın keyfine, zorluğuna ve üstünde bıraktığı kocaman öz güven duygusunu tadamamışlar.
Ben tattım mı, evet hem de 5 yaşımdan beri. 3 yaşımda geceleri tek başıma kalabiliyordum, 5 yaşımda 10 dakika yürüme mesafesinde, 2 cadde geçerek kreşime tek başıma gidebiliyordum, 6 yaşımda marmaristen izmire, şehirler arası otobüste tek başıma seyahet edebiliyordum (elbette karşılıyorlardı ama genelde minimum yarım saat rötarla:)),  8 yaşında yani okuma yazma olayında 1 yıllıkken, her gün okula 1 saat 15 dakika, 2 otobüsle gidip geliyordum...
25 Yaşımdayım, bu kadar çabuk olgunlaşma zorunluluğu bedelini, bu kadar yıldır, sahiplenilme duygusuna sahip olma amacıyla ödedim.
Fakat son dönemde, sahiplenilme duygusunun getirdiği, özgürsüzlük durumu, karşılıkla paylaşım yolunda hayallerime dönüşerek, yeni bir ben yarattı...

Evet yazımı buraya kadar okuyan insana teşekkürler, ben olsam ben okuyamayabilirdim:))

Hiç yorum yok: