İçinde umut,
İçinde gelecek,
İçinde cesaret,
İçinde aşk,
İçinde sevgi,
İçinde huzur,
İçinde kurtuluş,
İçinde duygu
olan bu parça, bana çocukluğumu, o zaman ki hayallerimi, o zaman ki tutkumu hatırlatıyor...
Çocukken ki, ilk adımlarımı, hatalarımla üzülmelerimi, başarılarımla daha sağlam basmalarımı, hayal kırıklıkları ile öğrenişlerimi, mutluluğum ile gözlerimdeki parıltıları, her saniye değişen psikolojimin, keyfe kederliğini, duygularımın hiç bir yerde sabit kalmadan, üzülmelerimin kısa süreli karın ağrılarını, her gün hayata yeni bir hayalle uyanışımı, gerçek hayatın neden ibaret olduğunu bilmeyişimi, her şeyi toz pembe görüşümü, bazen o toz pembeliği bilsem de, yine de yılmadan sıkılmadan yaptığım aptallıkları, doğruları, ilk öpüşmemdeki heyecanımın tüm ruhumu kaplayan bir hisse dönüşerek, yanaklarımı al al, ellerimi ter içinde bırakışını, ilk aşk sancımın yorganımın altında yastığa kafamı gömüp, yeni birini bulduğum gün unutuşumu, ilk insanların önünde şarkı söylediğim gün ki kalp atışımı, ilk regl olduğumdaki korkumu, üniversiteyi kazandığımdaki günün sevincini, motorsikletimin direksiyonuyla ilk temasımı, ilk makyaj yaptığım günde kendimi dünyanın en güzel canlısı sandığım anı, gözlerimi kapatıp, evet şimdi ölmem gerek dediğim bir anda sağ elimi hızla kendime doğru çevirerek, 110 a çıkıp, yok yok ölmemeliyim, diyerek hemen 60a düştüğüm yolu, ben sana aşık olduğum dediği an gözlerinin içine bakıp bende sana dediğim tüm sevdiklerimi...
hatırlıyorum...
Her geçen gün, uzaklaştırır, hayallerimizden bizi, gerçekçi olmayı öğretirler okullarda, evlerde, sokaklarda, gazetelerde...
Gerçekçi olmayanlarsa hep daha çok mutlu olur, gerçekçi olanlardan. Çünkü herkes gerçekçi olmazsa, çünkü herkes görünmeyene inanırsa, kimse kimseyi göremez. Düzen o yüzden ezberdir, hayat o yüzden tekdüzedir. O yüzden iyi bir okuldan mezun olup, iyi bir işe girince, hayatın bu muydu lan amına koyyim olduğunu öğreniriz.
Her sabah binilen servis veya otobüs, bize uykusuz, mutsuz yüzlerle dolu bir aynadır. Sende onlardansındır, sende onlardan birisindir. İşe gidip, kahvaltını yaparsın, görevlerini yerine getirirsin, öğlen yemeği ise işte senin tek motive eden aracındır. Akşam saatleri yaklaştıkça, yeni bir heyecan olur, eve gidişin, eve varana kadar, yine o mutsuz ama eve gittiği için daha tatlı yüzleri görürsün. Eve gidince tek dileğin o koltuğa oturup, ayaklarını uzatmaktır. Bazısı dize izleyerek, bazısı film izlereyerek, bazısı kitap okuyarak, bazısı 2 birayla gününün yorgunluğunu attığını sanar.
Halbuki tek yaptığın günü bitirmektir. Üretmeden, beyinsel kapasitenin %30unu, fiziksel kapasiteninse %80nini kullanarak geçirdiğin bir gün daha bitmiştir.
Hayalin en fazla, haftasonu dışarı çıkmaktır, yeni bir elbise almaktır, bir kızı götürmektir, daha güzel bir araba almaktır, yıllık 3 hafta olan tatilinde, bir tatil köyünde veya yurtdışında bir yerde veya bir pansiyonda veya memleketinde tatil yapmaktır...
Ya çocukken böyle miydin? Her saçma şeye inanırdın, büyüyünce ne olacağım dediğinde biri 'çilekli pasta' diyebilirdin, eline aldığın boyalarla dinozora kanat, insanlara tekerlek çizerdin, yaptığın her şey saçmaydı, düşündüğün herşeye 'çocukça' adını taktılar. 'sen sus, daha çocuksun' 'büyüklerin yanında ne işin var, git odanda oyun oyna'larla büyüdün. Her gün büyük olma hayalin, seni daha da çok hayata bağladı ama bir o kadar da kendinden, kendi saçma sapan fikirlerinden uzaklaştırdı ve en kötüsü her gün daha çok bu evrenin doğal bir parçası oldun. Her gün daha çok herkes gibi oldun!
Renkleri tam olarak bundan severim ben, resimlerin ondan hala çocuk resmi gibidir! Herkes gibi olmamak için değil, ben gibi olmak için, o günlerdeki hayallerime bağlı kalabilmek, o günlerdeki umudumu bu evrenin getirileri ve sonuçları ile unutmamak için. Ondan renkli giyinirim hala, biliyorum bir sürü insan 'kıza bak dikkat çekmeye çalışıyor' diyordur, ama benim buna ihtiyacım yok ki! Ben beni unutmak istemiyorum sadece, çocukluğumdan beri ondan hiç değişmedi giyim tarzım, renklerim, resimlerim, renkli tokalarım, takılarım...
Ben her sabah işe gidip, her gün yakınan, güzel bir araba almak için ruhumu bu evrene satan, 3 haftalık tatil için 49 hafta çalışan, işe gidince, üretmeden, uğraşmadan, çabalamadan evine dönüp, o ayaklarını koltuğa uzatan insan olmak istemiyorum!
Ben hep üretmek istiyorum! Bunu kime söylersem, bi hayata atıl göreceksin diyor, zaten bundan değil midir, zaten inançsızlığınızdan değil midir sizin gördükleriniz! Ben görmeyeceğim çünkü ben daha güzel bir araba, daha pahalı bir saat, daha seksi bir gecelik istemiyorum!
Ben beni unutmamak, ben beni kaybetmemek istiyorum...
Ben kendi doğamda, kendimle var olarak, düşerek kalkarak, çocuk gibi, umarsızca ama biraz daha mantıklı yaşamak istiyorum...
Ben bu dünyada bir izim kalsın da istemiyorum, kalmasın da istemiyorum... Ben sadece beni unutmamak istiyorum!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder