20120827

Her Saniye Ölebiliriz!

2 Gün içinde son yazımdan sonra neler değişti dersen sevgili blog.


Cumartesi gecesiydi, o gece en yakın arkadaşım evleniyordu, kuzenim öleli de; daha 4 gün olmuştu.
Atladım görüntüden düğüne gittim, gece bir telefon, büyükbabanı hastanede ameliyata almışlar, 3 günün sonunda, hastaneye; çişini yapamadığı için kaldırıldı. 4 Günde 6 cm. idrar yolları daralmış, resmen beynin vücuda verdiği zarar ve sabah 8.40da istanbula dönücem...
Durdum, kafamı kaldırdım: Acaba benden daha ne istiyorsun dedim ve alkolün dibi ile yakından ilişki kurmaya başladım.

Öyle içtim ki, büyükbabamda o ara çıktı ameliyattan. Herşey iyiymiş, çok güzel geçmiş...

Sabah 6 buçukta hastaneye gittim, öptüm büyükbabamı doyasıya, sevdim yanaklarını: 'eskiteceksin kızım' dedi yine:)
Ve geçirilen 1 buçuk saat sonunda, yola çıktım.
İlk defa kendimle yalnız kalmıştım.
Önce danalar gibi uyudum, ee tabi günlerdir maksimum 3 saat uyuyordum, sonra mudanyadan bindiğim deniz otobüsünde, seçtiğim cam ve deniz kenarı koltukta, düşünmeye başladım...
3 Gün önce 15 er dakikada beynime giren o görüntü, artık saatte 1e düşmüştü. Bugün ise, günde 5-6 kere.

Zamanla, ayda 1 olacak, sonra 3 ayda 1, daha sonra yılda 1 ve böyle alışıp gideceğiz...
Bu kadar basit işte yaşamak da, ölmek de...
Hala kalbim acıyor ve yapacak hiç bir şeyin olmayışı, beyinin de her geçen dakika; yokluğu daha çok kabullenişi ve hayatta ayakta kalmak için bir şekilde mücadele edilmesi gerektiği kısır döngüsü ile, yaşama yeniden adapte olunuyor.

Sonuç mu ne?
Her saniye ölebiliriz ve ölürken gözlerin açık gitmesin diye, o güne kadar yapabileceğin ne kadar iyilik, çılgınlık, saçmalık, mantıklılık varsa yap!
İşte bu yüzden haftasonu (ölmezsem) siktir olup kampa gidicem ve istediğim her şeyi yapıcam...

Hiç yorum yok: