Bugün ölümün bilmem kaçıncı günü...
Cumartesi günü, gayet laylaylom günlerden biriydi.
Önce huzurevindeki turan amcaya gittim, sonra arkadaşlarımla taksimde buluştum.
Ve bir türkü bar önünden geçerken, ki ben türküden nefret ederim (ki hala da ediyorum, hatta bırak türküyü, pop bile dinleyemezken), içeriden vurmalı sesi geldiğini duydum.
Tüylerim diken diken oldu.
Oturduk bir yere, normal gibi davranmaya çalışıyorum, tavla falan oynuyoruz.
Tavla bitti, işim var geleceğim dedim.
Girdim türkü bara, kapıdaki adam, saat erken olduğu için, şaşırdı.
O öldükten sonra, onun en sevdiği şarkıyı söylemişti arkadaşı, kapıdaki adama şu şarkıyı dinlemek istiyorum dedim.
Dediğimde gözlerimden akan yaşları tutamıyorum, müzisyenlerde şaşırdı, içeri ağlayan bir kız girdi, arkasından da kapıdaki herif.
Kapıdaki herife anlattım, biliyorum o olayı dedi. Müzisyenlere olayı söyledi, geçen haftalarda öldürülen şu izmirli müzisyenin çocuğun kuzeni dedi. Müzisyenlere o şarkıyı hiç duymamış.
Şarkıyı dinlediler, sözlerini o çocuğa kağıda yazdırdılar. Çalmaya çalıştılar ellerinden geldiğince.
Önüme peçete, çay, su ve kolonya yığdılar.
Göz yaşlarım durmuyor, hepsi kahroldu o halime...
Bense unutmaya başladım derken, akan gözyaşlarımın yüzümden, kalbime bıçak gibi girdiğini hissediyordum...
Ve bugün katiller bulundu.
Bir de demin, harddiskimde fotoğraf ararken; onun fotoğraflarını buldum. Elinde o yüzükleri var, 10 yıl yalvardım, ince ince halka 10-12 parça yüzükten 1ini versin diye. Vermedi ibne birini.
Gündemimi değiştirmeye çalışıyorum, fotoğraf bakıyorum, saçma sapan bir şeyler yapmaya çalışıyorum ama bu gece çok girdi hayatıma...
Siktirip gitmesini istiyorum, kendi gittiği gibi, üzüntümü de götürsün istiyorum!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder