Bir evliliğe benziyor, %50 ve %50 arasında yaşananlar.
1. Aynı ülkenin parçası hissediyorlar kendilerini, aynı haklara sahip, aynı özgürlüklere sahip...
2. Halbuki ikisi de aynı topraklarda yetişmiş, fakat farklı dünyalardan, beyinlerden, ruhlardan.
Bir dönem bir taraf karşısındakini kendine benzetmeye çalışıyor, baskılar yapıyor, özgürlüklerini isteyerek yada istemeyerek kısıtlıyor. Bir dönemde diğer taraf.
Evliyken de böyle olmaz mı? Kendimize benzetmek için baskın çıkmaya çalışmaz mıyız? Bazen saygısızlaşırız, bazen çirkince davranırız, onun özgür iradesini kabul edemeden, onun duygularını hissettiklerini var saymadan; ben haklıyıma çevirmez miyiz? En doğrusunu kendi yaptığımız sanmaz mıyız?
3. Kavgalar başlar, anlaşmazlıklar başlar.
Ülkede ise, kapalı kadına yaratıkmış gibi bakarak taciz etmek, kısa etekliye fahişe damgasını yapıştırmak, dini/siyasi görüşünden dolayı 'faşist, terörist' demek, hakaret etmek, fiziksel cezalar vermeye çalışmak, işten atmak, okullarında hor görüp, öteki muamelesi yapmak, savaşmak, sataşmak...
Her iki tarafta başlarındaki adamın kendinden biri olmasını istemesi de, en doğal hakkı değil mi?
İkisi de kendi özgürlüklerini kısıtlayacak bir adaletten korkuyorlar. Ya başıma faşist dinci bir adam gelip, ben istemeden saçımı kapattırırsa, ya başıma solcu bir adam gelip, sokakta saçımı açmam için beni zorlarsa; demiyorlar mı!
4. İki tarafta ülkesinden/kocasından-karısından boşanmak istemez, arkasına bakmadan gidemez. Çünkü ülkesini sevmiştir, aynı eşini sevdiği gibi, yıllarını beraber geçirmişlerdir.
Sevmese bile, ailesi bu topraklardandır, bu kültürün çocuğudur.
Sevmeseler bile birleşmelerinden bir parçaları, en azından çocukları yok mudur?
Zordur terk etmek, terk etme kararı vermek. Savaştan çekilmek gibidir.
İki tarafta karşısındakinin gitmesini ister veya karşısındakinin onun haklılığını kabul etmesini bekler...
Böylece biter ilişkiler...
Çünkü kimse kimseyi anlamak istemez, çünkü kimsenin saygısı yoktur.
Peki %50, %50'den boşanabilir mi!
Boşanamaz, çünkü aslında bizler evli değiliz, evliymişiz gibi yansıtanlar, kardeş olduğumuzu bize söylemediler.
Birbirimize düşürdüler, sağcısı solcusunu, solcusu sağcısını öldürdü, kapalıyı ezdik, açığı dövdük...
Herkes kin kustu!
Yok mu çevrende sevgili sağcı, özgür ruhlu, saçı açık, eteği kısa, dostun, kardeşin, akraban; niye beni ötekileştiriyorsun!
Yok mu çevrende sevgili solcu, saçı kapalı, ibadetini yapan, dindar, dostun, kardeşin, akraban; niye beni ötekileştiriyorsun!
Kardeşçe yaşayamıyoruz, egomuza, korkularımıza yenik düşüyoruz!
'HAKLIYIM BEN' lerle yaşıyoruz, "ama bize bunları yapmıştılar" deyip, kin peşine düşüyoruz, ohh olsun diyoruz.
Haklı yoktur halkım, haklara saygı vardır. Ben seçmedim, dinimi, ülkemi, ailemi, kültürümü, doğamı; kader varsa kaderimdi, şansım varsa sansım ya da şansızlığımdı. Benim seçmediğimle, sen bana haktan bahsetme! Bende haklıyım, sen de! Saygı duy!
Başımıza gelecek adam, ne sağdan, ne soldan olmamalı, özgürden, saygıdan, sevgiden yana olmalı!
Başımıza gelecek adam, bizi birbirimize düşüren, ötekileştiren, salarım kobrayı der gibi, %50'yi %50'yle tehtit eden, ekmek parası denilen parayla, tekerlekli sandalyedeki gence tazrikli su sıktıran, sadece özgürlük isteyen halka, gence, çocuğa, saçı açığa, bacağı kapalıya zarar veren adam değil!
Siz ibadetinizi yapın, biz içkimizi içelim, siz gelin bize dinden bahsedin, biz size kendi ideolojilerimizden bahsedelim.
Saygıyla dinleyip, bir adım daha gitmeye çalışalım.
Ben bir Türk genciyim, terörist değilim, herhangi bir partiyle bile alakam yok, hayatımda ilk kez bir eyleme Gezi'de katıldım, Atatürkçü aynı zamanda dinine bağlı bir ailenin çocuğuyum.
Sunniyi, aleviyi, kürdü, türkü, lazı, çerkezi bize zorla öğreten bu sistemde, "Zulme karşı sessiz kalan dilsiz şeytandır" unutmayın bizler evli değil, bizler kardeşiz!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder