20140521

Köpek Almaya Benzer İzmir'de Yaşamak

Çok garip.
Bir köyde büyümüştür, hayalleri kocaman, korkusuz, güçlüdür.
Aradan yıllar geçer, üniversiteyi kazanır, okur, bitirir, bir iş bulur ve köyünü ziyarete gider.
İnsanlar aynıdır ama o artık farklıdır.
Dünyaya bakışı öyle değişmiştir ki, çocukluk aşkını görür, konuşurlar, eskiden aşık olduğu herşeyi hala vardır, ne kadar da safca, ne kadar da güzel der ama artık o, o olmadığı için ne kadar özlemiş olsa da, öyle değişik bakmaktadır ki, hala arkasına bakıp giderken ki herşeyin aynılığını sevse de, aslaları, asla dönemeyeceğini daha da net anlamıştır.
Neden artık o insanların, o köyün ona göre olmadığını düşünürken, anlar ki, değişen şey yalnız o değildir, o mücadeleyi seçendir.
Seçimleri onu oralardan uzaklaştırsa bile, bunu sevdiğini anlamıştır.
İşte bu İzmir seyahatim böyleydi.
Herşey aynıydı, herşey kaldığı yerdeydi.
Öyle.güzel anladım ki, yaşlanana kadar dönemeyeceğimi, çocuğumu bile belki İzmirde büyütmem kim bilir.
Ama bu gidiş bana çok şeyi hatırlattığı gibi, arkama bakmadan gitmemle ilk kez gözümden göz yaşı dökülmedi.
Tüm gün yarın sabah eve gidip, motorumu alıp, rüzgarı yüzümde hissederken ohh be yaşıyorum derken, ofise gidip, marketten 2 tane haşlanmış yumurta ile kahvaltı yapmayı, işimin başına geçip, saatlerce çalışmayı, b.'ı pek özlediğimden ona neler yaptığımı anlatmayı, yeni ve eski to-do ların planlarını yapmayı, öğle arasında Çaycımıza gidip, çay içmeyi, akşam domeshno'yu alıp kızlara gitmeyi, haftasonu basıp şileye motorumla gitmeyi, hatta belki babamı da alıp, ona kahvaltı ısmarlamayı, kadıköyde cumartesi deliler gibi içip takılmayı, pazar caddebostana geçip gülcelerin köpeği ile, en olmadı başkalarının köpeği ile oynayıp, Paten kaymayı, Küçük çiftlik parka konsere gitmeyi, çengelköyde çay içmeyi, tanımadığım insanlarla tanışıp muhabbet etmeyi, boğazdan motorumla geçerken, kaskımın camını açıp, ohh br demeyi, Ortaköy'de kumpir yemeyi, taksimde içip sıçıp, sabah eve dönmeyi, dünyanın en ucuz ve güzel kıyçyafetlerini alabilmeyi, kısaca yapılacak milyonlarca alternatifini, ne kadar zor bir yaşam sansını iyilikleri ile verse bile, onlarla başa çıkmayı, her gün yeni nir güne İstanbulda başlamayı öyle fena iple çekiyorum ki.
İzmiri elbette yine özleyeceğim, hep özleyeceğim ama İzmir büyümek, gelişmek,değişmek için değil, tatile her geldiğimde ulan izmir gibisi var mı, saatlerdir çimlerde tek başıma içiyorum bir allahın kulu gelmedi, asılmadı, demenin, Karşıyakaya, göztepeye bu da senin için diyerek bir yudum bira almanın, denize gitmenin, herkesin tanıdık olmasının avantaj ve dezavatajlarına sahip sığ şehri...
İzmir güzel şehir ama İzmir bir köy ve ben ilk kez giderken arkama bakmıyorum.
Sonsuza kadar belki de özleyeceğim tek şehir.
Evet bu satırlar Manisa'dan, yarından itibaren koşturmaca devam edecek, işte sanırım birçok insanın harcı olmayan cümlede o koşturmaca... Şimdi bana İzmir milliyetçisi diyenlere lafım,
İzmir'de yaşamak, köpek almayı yıllardır isteyip, evini düzenini hayatını kurmadan, bir hevesle köpek almaya ve için kaynarken her gün o eve gelme zorunluluğuna, o köpeği her gün zorla kakaya çıkarmaya veya aldıramayacağın bir çocuğu doğurarak zorla anne olmaya benziyor.
İkisi de harika duygular ama zamanı var işte.
Güle güle İzmir.
Her senden ayrılırken ki gibi bir ayrılık mektubuyla elveda :)

Hiç yorum yok: