Herkes bir yönetici olarak doğuyor. Kendisinin yöneticisi.
O kadar çok çalışan var ki ruhunda; annen, baban, çevren, kültürün... hepsinden gelen bir sürü çalışan, yani özellik, yeti, dna.
Bu özellikler birleşiyor, büyüyor. Her geçen gün artan çalışanları yönetmekte zorlanıyorsun. Bazen düşüyor, bazen ağlıyorsun. Başlarda annen, baban çevren elinden tutuyor.
Büyüdükçe zorlaşan yönetimde; en önemli nokta yalnız kaldığında oluyor.
O özellikleri ne kadar doğru, disiplinli ve sevgi ile yönetirsen; o kadar başarılı oluyorsun.
Kendine, bu özelliklerine kızmadan, affetmeyi bilerek; iyi bir lider oluyorsan; yanağından makas alarak 'ulen ne güzel yaşadın be' diyerek ölebiliyorsun.
Başarıyı, milli piyangodan çıkan parayla, pahalı arabayla, yüksek maaşla bulacağını sanana sözüm; yapma. Bunu isteme.
Bugün biri ile tanıştım. Dünyaca ünlü bir profesör, bilim adamı ve insan...
Bir iki cümlesini yazıyorum:
"benim hayatımda hiç bir şeyim olmadı, ne evim, ne arabam, ne arsam. Bir symbol arabam var, o da kiralık."
ölünce size kim bakacak?
"bakım evleri ne güne duruyor? hem yaşlanınca da oradaki insanları sihirbazlık yaparak eğlendirebilirim, altıma yaparsam da; ee oradakiler temizleyecek artık ne yapalım :)"
Bu kadar basit değil mi?
O kadar mutlu ki; yorulmuyorum ben, çünkü işimi çok seviyorum diyor. 50 küsür yaşında; Dünya'da o kadar çok ilki icat etmiş ki; nasıl yorulmaz lan? Nasıl sıkılmaz? Hiç mi hayalini kurmuyorsun, teknemi alıp; dünyayı gezeyim diye? Domates yetiştireyim diye.
Kurmuyor. Çünkü üretiyor. İsyan etmiyor, ahkam kesmiyor.
Bodrumda domates yetiştirmek yerine; dünyayı değiştiriyor.
Ve diyor ki: elimden gelen bu!
Bugün günlerden pazar. yarınsa gelecek...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder