Saçlarımı toplu seviyordu. Mavi elbisemi giydim, altına siyah bir çorap, topuklu botlarım, sımsıkı bir topuz ve güzel bir göz makyajı.
Bara bir saat geç gittim. İçeri girdiğimde sahnedeydi; gördüğü an şarkıyı söyleyemedi. Herkes o nereye bakıyor diye baktı ve bana bakarak söylemeye devam etti.
Bir rakı söyledim, mezeler geldi. Sesi o kadar güzeldi ki, inanamamıştım bu kadar iyi olmasına.
Flemenko gitar çalıyor, 8 kişilik orkestra ile herkesi kendine hayran bırakıyordu. Kadınların gözü üzerinde.
Bense uzak bir masada yüzüme vuran spotun altından onu izliyordum, o ise tüm şarkıları bana bakarak söylüyor.
Şarkının solo kısmında yanıma geldi ve gözlerime bakıp: 'inanamıyorum bgm, bu kadar güzel olamaz bir insan' dedi ve tekrar sahneye gitti.
Arkadaşlarım geldi, aradaydı. Önce onlarla tanıştı ve arkadaşlarım bu kadar nazik bir adamı nereden buldun, sen bir tam delisin dediler.
Sonra sahneye çıktıklarında, arkadaşlarımın üçü de: inanamıyorlardı. Kadıköyde geçirdikleri en güzel gece olduğunu söylüyorlar ve benden çok eğleniyorlardı.
Bende eğleniyordum ama o bana hayran hayran bakarken aklımdan geçen çok ciddi soru işaretleri vardı.
Belki reglim diye bu kadar olumsuzdum, belki de gerçekten olmayacaktı.
Nazik, estetik ve şık bir adam. Bu üçü de hayatta en karşı olduğum üç olgu.
Nazik olması tamam ama eğer hikaye abartılı olursa, o zaman gerçekliğin dışında olur benim için.
Estetik ve şıklık ise, özellikle son dönemde daha da karşı olduğum iki kavram. Neden şık oluyoruz? Toplumun belirlediği o sikik çerçeve içine nasıl girebiliyoruz bu kadar rahat. Neden bize konulan bu hedefleri tutturmak için, dünyanın parasına ayakkabılar, kıyafetler alıyoruz. Neden bu yarıştayız? Ben en çok doğada leş gibi kıyafetlerde odun keserken ki Bgm'ü seviyorum.
O ise, beni o elbise, bir ton makyak ve yapılı saçlarla daha çok beğeniyor.
Bunu beğenen adamı istemiyorum ki ben.
Veya ben aklından evlilik geçen adamı da sevmiyorum. Çünkü yine o yarışın sonucu bu. Ben o yarışa girmeyi red ediyorum en azından özel hayatımda.
Beraberken geçirdiğimiz zaman ise, herkesle eğlendiğimin bin katı. Benim agrasif taraflarımı, mükemmel bir olgunlukla karşılıyor. Aşktan ölmek üzereyiz. Ben bir şey demeden o diyor, o demeden ben diyorum.
Sevişirken hayatımda olmadığı kadar büyük bir zevk alıyorum. Onun dokunduğu her yer o kadar doğru ki, sadece gözlerimize bakarak sevişiyoruz. Boşalırken bile birbirimize bakmadığımız an yok. Onun hayatta en önem verdiği şey koku. Kokusunu beğenmezse, asla seks yapamıyor. Benim kokuma tapıyor, bende onunkine.
Kafalar çok yakın, örneğin gelecek hafta arabaya binip 3 gün hiç plan yapmadan tatile çıkacağız. Yönümüz bile belli değil. Hangi yönde trafik yoksa.
Maddi kısmı hiç umrumda değil ama N.'lar kesinlikle bırakma diyor. İstanbul'un en iyi ikinci jazz kulubünün sahibi ve süper bir müzisyen.
Ama benim aradığım bunların ötesinde çok delice bir şey. Tüm toplumsal yargılardan kurtulmuş, hayatı içindeki 'ben' ile yönetebilen adamı arıyorum.
Bu hedefe bu zamana kadar en yakın gördüğüm adam ve o yüzden de aşık oldum ama %100 değil.
Babamla tanıştı, babam bile iletişiminde dikkatli ol, çok ama çok düzgün bir herif dedi.
Kısaca onay almadığı insan kalmadı. Çocuklar gibi de aşığız.
Ama ben çok garip biriyim ve yarın sabah kalkıp, kusura bakma yapamıyorum diyebilirim.
O zaman aşık değilsin diyor insanlar. Bende hayır diyorum, kesinlikle aşığım. Onunla sohbet etmekten, yürümeye, sarılmaya, sekse; her şey şahanelerin ötesinde ama sadece ben tamın tamını arıyorum.
Ve bu gidişle her şey daha da boka sarıyor. Bu kadar acıdan çıkan bir adam hayatında ikinci kere bir kadının elini tutuyor, sevgilim diyor, heyecandan ölüyor, mutluluktan havalara uçuyor, ayrılmak istemiyor, hayatımda 2. kere buldum diyor ve bir sabah ben gidiyorum'u dersem, nasıl büyük bir puştluk olacak.
Hem de neden gittiğimi bile bilmeden gitmiş olacağım. Daha iyisi ya da hayalimdeki ütopik insan için.
Ne salak bir karıyım ve her geçen gün daha da salaklaşıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder