20120210

Göt Kanseri

Annem küçücükken bana adaleti, suçun bilmeyi, özür dilemeyi öğretti.

Yaşım 4, mahallede benden 2-3 ve 4 yaş büyük arkadaşlarım ile oyun oynuyorum, aşağıdan bir çocuk geliyor bize doğru, arkadaşlarımdan biri 'aa hadi koşun, şu kürt/çingene (hangisi hatırlamıyorum) çocuğu dövelim, bir daha bizim mahallemize gelemesin.' demesi üzerine, herkes aramızdan birisinin önerisi üzerine, ağaçtan dallar koparıyoruz ve 5-6 çocuk o çocuğu, türk filmlerindeki gibi ortamıza alıp dövüyoruz. Sonra babannesinin geldiğini gördüğümüzde herkes evlerine kaçmaya başlıyor, bende aralarında en minik olduğumdan en yavaş koşan çocuk olarak, son döven gözüküyorum. Eve girip, koştura koştura odama kaçıyorum, ki birşey yaptığımda klasik davranışımdır, annemde gündüz vakti enteresan bir şekilde evde ve benim kaçtığımı görünce, kesin birşey yaptı bgm diyor, demesine kalmadan, dışarda kapıyı yumruklayarak ve çemkirerek bir babannene beliriyor. Babanne hem ağlıyor, hem de benim torunumu dövdü kızınız diye bağırıyor, elini tuttuğu çocuk, üstü başı pislik içinde ve kanlar akıyor kollarından, annem kadına, sessiz ve sakin bir ses tonu ile, teyzecim lütfen içeri geç, kızımı da çağıracağım ve neler olduğunu soralım, bende suçu varsa cezasını vereyim diyor. Benim babannem, yok benim kızım senin torununu dövmez, git evine gibi çirkefçe ithamlarla, bilip bilmeden araya girmesi ile, annem babannemin gitmesini rica ederek, salonda 4 ümüz kalıyoruz, annem teyzeye bir bardak su veriyor önce, sonra çocuğun üstünü çıkararak, tüm kollarına pansuman yapıyor.
Sonrax anlat bakalım çocuğum diyor dövdüğümüz yavruya, anlatıyor kız, annem, peki bgm seni dövdü mü diyor, kız evet diyor.
Annem bana dönüp, evet kızım şimdi sen anlat diyor, bende; annecim biz oyun oynuyorduk, çocuklardan biri bunu bunu dedi, bende oyun gibi bir şey sandım, sonra dallarla ona vurdum ama ben gerçekten oyun oynuyoruz sanmıştım, diyorum.
Annem, kızım sen de ağlasan, biz babanla sana vursak, yine oyun mu sanacaktın peki bunu diyor sakince, ben tabi vıııyyy ağlamaya başlıyorum.
Kaç kere vurdun ve neyle vurdun diyor, 2 kere vurdum, dalla vurdum diyorum ve annem bana o dalı sokaktan buldurttu.
Aldı eline dalı sakince, şimdi kızım bunun oyun olup olmadığını anlamamız için senle bir oyun oynayalım ne dersin dedi, olur dedim. Annem oyunun kurallarını söyledi, sen bana o dalla arkadaşına ne şiddetle vurduysan vuracaksın önce dedi, bende istemeye istemeye vurdum anneme. Tamam demek bu şiddetle vurdun, şimdi sıra bende dedi, sonra da o vurdu, tabi ben yine vıııııııııyyyyy devam ağlamaya.
Annem, ağlama annecim, birine her ne sebep olursa olsun vurmak, karşındakinin canını yakar, ki canının yanmasından öte, çok üzer. Ne herhangi birinin sana vurmaya hakkı var, ne de herhangi birine senin vurmaya hakkın var. Bak arkadaşına, senin ve diğer arkadaşların yüzünden kolları kanıyor, senin elin kesildiğinde bile sen ağlarken, siz ona kaç kişi vurdunuz ve senin ben oyun sanmıştım deme hakkın yok, demesi üstüne yaptığım hareket, arkadaşımın koluna eğilip, minicim bir öpücük kondurup, özür dilemek oldu.
Babannesi çemkirmeye gelmişken, yaşlı gözlerini silip, bizde çay içerken, 2 farklı kültürde büyümüş çocuğun, saatlerce oyun oynamalarını izledi.
O çocuk benim çok uzun yıllar boyunca arkadaşım olmaya devam etti, hatta sadece benim değil, bütün mahallenin arkadaşı oldu. Çünkü 4 yaşımda, onu herkesden korumayı, kimsenin ona bu şekilde davranmaması gerektiğini söylemeyi öğrenmiştim.
Normal şartlarda, olay babannenin çemkirmesi, annemin de yine mi yaramazlık yaptın babana söyleyeceğim deyip, yüzüme 1 tokat patlatması olarak cereyan etmesi gerekirdi ama ben şanslı bir çocuktum, annem hiç bir zaman böyle olmamıştı...
O zamandan beri, hakkımı da, hakları da korumayı bir prensip edindim. Tabi ki her zaman süper adaletli olamasam da, en azından kendi hatalarımı görme de ve özür dileyip bir daha yapmama da üstüme yok diyebilirim.
Ama işte sıkıntı tam burda başlıyor, biri sizin gibi bu konuda hassas değilse, adalet yerine, gururunu ön planda tutup, hatalarını kabul etmekten yanaysa, o noktada kontrolümü kaybedip, o 4 yaşında bilinçsizce ve anlamadan vuran kızın, bilinçli ve nefret kusan modeli olabiliyorum.
Çünkü aklım almıyor, birinin hakkını yemek, iftira atmak, hatanı kabul edememek, nasıl olur da sikindirik bir gururdan daha önemli oluyor.
Hele hele de, ben hayatımda kimseden özür dilemedim, dilemem, diyen insanlar yok mu! Onları öldüresim geliyor, ee be öküz, o zaman hatasız olduğunu mu söylüyorsun, evrende hatasız her hangi bir insanın görülmüşlüğü mü var!!!
Kızıyorum, üzülüyorum, en kötüsü de, karşımdakine hatasını anlatana ve gösterene kadar, gerçekten hop oturup, hop kalkıyorum. İşti yine o nokta da annem devreye giriyor, salak kızım ben sana adaletli ol dedim, sana adaletli olmayana, 40 kere anlatıp, anlamamasına rağmen götünü yırt demedim duyor.

Haklı olduğunu bile bile, bu gece bile hala aynıyım. Halbuki aylarca önce vaz geçtiğimi sanıyordum bu adalet arama ve kabullendirme özelliğimden. En güzel örneğim de, eskiden bir arkadaşımı bu sebepten kaybetsem, çıldırasıya üzülüp, çıldırasıya yaptığı haksızlığı kabul ettirmeye çalışırdım. Ama artık, daha geçenlerde 2 tane arkadaşıma, kendimi bile anlatma gereği duymadan, hadi canım kendi yoluna diyip, götümü yırtmayı bırak, 1 saniye bile bana haksızlık yaptıklarını anlatmaya bile gerek duymadan, 1 damla göz yaşı, özlem veya herhangi bir duygu çekmeden siktir etmişken. O ruhum bu gece kayboldu!!!
Ve çok kızıyorum kendime. Bile bile lades işte! Aşırı tepkiler veriyorum, görmüyorsa görmez, anlamıyorsa anlamaz, sanane!
Biri sana haksızlık yapıyorsa, biri hatasını kabul edemiyorsa, bir iki anlatacaksın sakince, objektif bakış açınla, kendi hatalarınla, olmadı mı, hemen siktir edeceksin, açıklama bile yapmadan, düşünmeden...

Evet ya bunu böyle yapacağım ya da göt kanserinden tez vakitte öleceğim veya hayatıma hatasını görüp, kabul edebilen olgun insanlar seçeceğim.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

icimizde yasayan bir terminator varmis.
basligi ilk okudugumda aklima south park'da cartman'in assperger sendromuna yakalanmasi muhabbeti geldi.