20140624

Ekmeği Yağa Banar gibi Ye beni!

Yine yollardayım, bu akşam yine geçmişimi ve hatırlamak istemediğim dönemleri hatırlatan minik olaylar oldu.
Aslında travmatik bir durum yok ortada, sadece zor zamanlar.
Bugün annemin 1-2 ay önce tanıştığı bir akrabası geldi bize. Yine saçma sapan bir hayat hikayesi tabi arkasından geldi ama tam esra erol abla kafasında bir hikaye ve kadın.
Evlenmiş, şiddetli geçimsizlikten boşanmış, ama kocayı çocuğu için bırakmamış 9 yıl adama vermeden yaşamış (bu veriye yatakları ayırdığını söylemesinden eriştim) sonra kızı halası babası tarafını tutmuş. Şimdi 1 haftadır 28 yıllık hayatını terk etmiş, kızını da evlatlıktan red etmiş falan filan.
Tabi ben bu son durumu duyunca, kan beynime sıçradı, sürekli terk edilen bir çocuk olarak büyüdüğümden. 
Siz bırakamazsınız o çocuğu, annesiniz siz. Ben bir sürü hata yaptım anneme, bir gün bırakmadı beni, sizin farkınız ne! Dedim. Abla dedi ki, saçımı süpürge ettim, oun için yıllarca o adamla aynı evde yaşadım, kız ne yaptı babasından oldu.
Annem girdi devreye, bak canım hangi anne çocuğu için saçını süpürge etmedi bana bunu söyler misin? Senin annen, benim annem kocalarından dayak yemedi mi, yine de o evde kaldı, bu ülke de milyonlarca kadın bunun gibi şeyler yaşamadı mı. Kocanı terk edememiş olmamanı, çocuğunun üstüne bir yük olarak atamazsın, atarsan der ki, doğurmasaydın banane bana mı sordunuz. Haklı da, sen kendi zevkin için onu yaptın, sen büyüttün, ellerinde doğdu, ilk senle gördü hayatı, şimdi sen nasıl onu evlattlıktan red etmekten bahsedebilirsin. 
Tabi ki cevap yoktu bunlara. Ardından ama abla anladım ben, insan bu dünyada yalnız yapayalnız. Hakkımı helal etmiyorum abimlere, kardeşlerime, hepsine yazıklar olsun bir kere elimden tutmadılar. 
İşte o da annemin en nazikçe göt ettiği andı ablayı.
Bak canım evet yalnızsın ama bu anormal bir durum değil. Kimse senin elinden tutmak zorunda değil bu hayatta, sen kendin ayakta kalmak zorundasın. Sırf sen ayakta duramıyorsun diye başkalarını suçlayamazsın. Bak dedi ve girdi. Bunu kendi ağzımdan analatacağım: Annem benim en problemli olduğum zamanlarda, benim babamla deniz manzaralı, çatı katı bir ev hayalimden dolayı, lisemin yanındaki denize sıfır çatı katını tutmuştu. Bir yıl önce de iflas etmişti. Kenarda az biraz parası ve yeni girdiği bir iş vardı. Çok az kazanıyordu. 


Kazandığı para yalnızca evin kirası ve kaloriferine yetiyordu. Annemin tüm izmiri yürüyerek çalışıyordu. Her gün en az 10 km yürüyordu. O zamanlar acayip fitti bu sebeple.
Neyse işte bir sabah dayımlar aradı, çayı koy kahvaltıya geliyoruz dedi. Geldiler, annem sadece çay suyunu koyabilmişti. 
Sonra dayımın karısı annemler bir iş yaparken dayımla bilgisayarda, mutfağa girmiş. Dolabı açınca sadece üstü bıçakla sürülme izinden kayık gibi olmuş ve bitmek üzerre olan o en ucuz yağlar vardır ya, yemek yağı onu gördü. 
Anneme geldi, z. buzdolabını mı temizleyecektin, hiç bir şey bulamadım, nerede malzemelerin dedi. 
Annem alışveriş yapamadım n. dedi. Ardından n. yenge çayın üstünün de boş olduğunu gördü ve nasıl olduğunu anlayamadığımız şekilde gitmiş gibi yaptılar. 1 Saat sonra kapı yeniden çalmışlardı. 
Tüm durumu anlamışlardı, annem çok utanıyordu (tabi bunu da yıllar sonra öğrendim, bana asla çaktırmazdı) biz 20 gündür sabah öğle ve akşam yağ ekmek yiyorduk. Annem ekmeğin parasını kapıcıya peşin vermişti, olur da ekmek parası olmaz veya onu harcarız diye. Her sabah kapıya bırakırdı ekmeğimizi. 
Neyse işte o dönemdeki yağ ekmeğin sonu, dayımların aldığı her şeyden fazl fazla erzakla kapandı.
Çok mutlu olmuştum, onlar gidince annemin boynuna sarılıp, annem mercimek bile var diye sevinmiştim.
Annemse kemal tuğçu filmlerindeki fakir ama gururlu kadının başrolü. Anlayamamıştım, acayip üzülmüştü.
Neyse annem bunu anlattı ve dedi ki, orada 1 yılımız geçti, o 20 gün en zorlusuydu ama orada hiç bir zaman paramız yoktu ve şunu unutma kızım bir gün bile abimlere veya başka herhangi birine söylenmedim, çünkü ben varım bu dünyada ve ben ayakta durmak zorundayım.
Yıllar geçti, hiç bir abim bu olayları duymadı bilmedi ve bundan sonra da başıma ne gelirse gelsin duymayacaklar. Onları sevmediğimden veya beni sevmediklerinden mi. Hayır onlar benim herşeyim, tek nedeni; insan tek başına ayaktaysa ayaktadır da ondan." dedi ve ablayı gece boyu susturdu.
Neyse ilginç bir dönemdi bizim için.
Belki biraz arabesk ve saçma derece de acıklı, türk filmi kıvamında ama iyi ki öyle günlerim geçti işte. Bugün de süper güçlü değilim ama ufak kuzenime dediğim gibi, soru sormadan yol buluyorum. Çünkü ayakta kalmayı pratikte öğrendim. 
Yıllar geçti aradan, büyük planlarım var, büyük hedeflerim var. 
Bu gece bir yolculuktayım, şu an memleketimden geçen otobüsteyim. 
Kulağımda while my guitar gently weeps çalıyor. 
Güzel gidiyorum istanbula, hazırlıklı. 
Tek sıkıntım, biri ile yapacağım önemli bir konuşma olacak. O bayadır mide ağrıları yapıyor bende. 
Hiç istemiyorum bir ilişki yaşamayı ama her geçen gün sevgililik yolunda adım adım giden bir ilişkiye dönüştü. 
Sürekli telefon açıyor, sürekli mesajlaşıyoruz. Başta geyik derken, hoşuma da gidiyordu öyle flirt kafası ama asla onun bu derece ciddi alacağını düşünmedim.
Her gün daha da ciddiye aldı. Hatta bir keresinde bana kızdı küstü, sonra özür mözür diledi.
Affedince ben, ki affederim çok büyük bir şey yapmadı. İyice sanki sevgili kavgası ettik ve o benden özür diledi de, ilişkimiz yine başladı gibi oldu.
Daha sık görüşmelere dönüştü. Aslında bugün aradığında ise çok garip birşey hissettim, birine benzetiyorum sesini, konuşmasını. Benim derinlere attığım birine.
Öyle hoşuma gitti ki sohbet etmek, ben uzattım konuşmayı bu sefer. Esprileri bile benziyordu. Çok ilginçti. 
Sonra telefonu kapatınca dedim ki, saçmalama!
Neyse ne diyeceğimi biliyorum: üzgünüm sana aşık değilim ve ben aşık olmadan sadece hoşlanarak bir ilişkiye başlayamayacağım. Diyip olayı kapatacağım sanırım, arada kafam gitmiyor da değil ama kendime sözüm var. 
Laf olsun diye asla bir ilişki yaşamayacağım, hele hele boşluğumu kapatmak için asla birini yakmayacağım.
İnsan gibi bir gün aşık olursam veya gerçekten hoşlanırsam bunu yaşayacağım. 
Ne kendimi, ne de onu veya onun gibi iyi birilerini artık üzmek istemiyorum.
Neyse sıkıldım yazmayacağım.
Haydi bay bay 
Not: sarı kızı yaptırdım. Çok özlemişim kaltağı ama denizi herşeyden daha çok özledim ve sabaha ona binmeme, onun rüzgarına resmen saatler kaldı.

Hiç yorum yok: