İlk Seans: Gözlerim kapandı, yastığa düşen kafamı hissettim.
Geçmişteydim. 2 Yaşımda, masmavi gözlerle minik bir çocuktum. Annem öyle genç ve güzeldi ki, saçları poposunda ve simsiyahtı. Benim gibi hep gülüyordu, birşeylerle uğraşıyordu.
Büyükbabamlar oradaydı, büyükbabamda gencecikti, sapasağlamdı. Bebek sandalyemi gördüm, sandalyenin demirlerini ısırdığımı hatırladım.
Ve 5 yaşındayım, motordayız, rüzgarı hissediyorum, motorun önündeyim.
7 Yaşıma geldim. Annem ve babamın ayrılık gecesi. Beni en sondaki odaya kendi odalarına yatırıyorlar. Çok korkuyorum sesleri geliyor çünkü. Salona geri gidiyorum, annem babamın üstünde ve babama saldırıyor. Gözlerim açık, şoktayım. O gecenin korkunç hislerini bir kere daha yaşıyorum.
11 Yaşımdayım, Hataydaki evde karanlık kısımda ders çalışıyorum. O evin kokusunu alıyorum.
Ve hızlıca diğer yılları da yaşıyorum.
Bir tarafım diyor ki, gitme sakın; diğer tarafım ise gel buraya herşeyi çözeceksin.
Bir tarafım gitme, gerçek burası, cuma gecesi İzmire gideceksin, yarın b.la teklif hazırlayacaksın. Sakın gitme.
Diğer tarafım, gel iyileşeceksin diyor.
Ve ilk seans çocukluğumdan yaşadığım geçişle bitiyor.
Bir daha gitme iznin var mı diyor. Evet diyorum, bekliyor beni biliyorum, söyledi çünkü.
İkinci Seans: Aman allahım, içerideyim. Şoka giriyorum. Gözlerim kamaşıyor, açamıyorum bir an.
Balık gözü görüyorum, öyle geniş ki. Her yer fosforlu renklerde.
Benim en sevdiğim renkler ve ben hayatımda o kadar güzel renkleri görmediğimi fark etmişken, müzikle şekillenen renkler beni korkutmaya başlıyor.
Dans ediyorlar, bir yandan korkutuyorlar. İçeride olduğumu biliyorum. Gözlerimi açıyorum korkunca, N. iyi misin diyor. Beynim diyor ki korkma. Devam et. Bak gözlerini açtığın an herşey normal.
Kapatıyorum gözlerimi. Evrenin en güzel renklerine geri döndüm ve o an annem çıkıyor karşıma.
Sadece bir ruh. Sarılıyorum ona ve her yerim kan oluyor. Korkuyorum, ağlamaya başlıyorum annem gitme gitme derken. Annem geri geliyor. Defalarca sarılıyorum ona, defalarca patlıyor.
Ve anlıyorum ki, o renkler içindeki kara deliklerden, bana zarar veren bilinçaltının kör noktalarındayım. Annemi düşünüyorum, diyor ki annem seni bırakmayacağım b. Bırakmıyor, sarılıyor.
Yaşadığımız sözsüz dialoglar ile çözüyorum ki, annemin beni bırakmasından korkmuşum yıllarca. Asla bırakmaz deyişlerim belki de bundandı. Annemle çözdüğüm sorunların ardından.
Bir bebek çıkıyor karşıma. O güne dönüyorum. Herşey aynı, C, B.,C. herkes orada. Kabus gibi hislerde benle ve oraya giriyorum.
Girdiğim gibi, onunlayım hissediyorum. Affet beni diyorum, deli gibi ağlıyorum. Doktor çekmeye başlıyor bizi. Bırakmak istemiyor, kalp atışını duyuyorum. Attıkça canım yanıyor. Gözlerimden akan yaşları durduramıyorum. Çıldıracağımı sanıyorum. Göbek bağından tutunmaya çalışıyor ama yapamıyor. Ve onu alıyor. O an müthiş bir huzurla bakıyor. Merak etme anneciğim, aynı ruhla sen de istediğinde sana döneceğim. Gitme annecim nolur gitme, bırakma beni diyorum. Gidiyorum anneciğim, bunu yaşaman gerekiyordu, bu acıyı çekmen gerekiyordu. Ben sana öğretmek için geldim seni seviyorum ve burada sen çağırana kadar çok mutluyum, diyor ve gidiyor.
İçimi acının yerine bir huzur kaplıyor. Bir kara delik daha patlıyor beynimde.
O sırada biri geliyor ve bir anda sevişmeye başlıyoruz. İçimden süzülüyor, tam içimde ama ne o beden, ne de ben bir bedenim. Ne kadınız ne erkek. Sadece içimde. Islanıyorum, hem de hiç ıslanmadığım kadar. Orgazm oluyorum. Delirecek gibi bir zevk ve evet o kara deliklerden biri de seks. Seksi sevdiğimi ve kendimi nasıl da bastırdığımı anlatıyor bana. Bastırmamın sebeplerini doğru buluyor ama sekssiz bir yaşamın asla bana göre olmadığını ve bu zamana kadar yaptığım en efsane seksin nedeninin sadece içimdeki o arzu olduğunu, bunu asla karşındakine bağlamamam gerektiğini söylüyor.
Ve uçmaya devam ediyorum renklerin içinde, korkuyorum hala ama tam o sırada bir şey görüyorum; ki babam.
En büyük karadeliğe geliyor sıra. Eyvah diyorum, içim kin dolu. Gel buraya çok kızgınım diye bağırıyorum ama hala yattığım yerdeyim, asla kıpırdamıyorum.
Babam kaçıyor, ben kovalıyorum. O kaçtıkça daha da kızıyorum. Ve asla yakalayamıyorum. Diyor ki, senin karadeliklerin bunlar, korkma hepsini çözemezsin. Bazı karadelikler vardır çözülmez, çünkü önce onu o karşındaki çözmeli. O çözerse sen de onunla çözersin diyor.
Ve gözlerimi açıyorum.
3. Seans: Sadece çıkış yapıyorum, denizin dibinden, güneşe doğru.
İndiğim yer benim denizim binlerce fit altıydı. Ama çıkamıyorum bir türlü. Hala çözemediklerim var. Hala kafamdaki soru işaretleri var.
Diyor ki, bırak ve git. Burası senin evrenindi, şimdi dünyana dön. Orası çok büyük ve sen en büyük fırtınalarını yok ettin. Yok olmayanlar diğer evrenlerle bağlı.
1,5 Saat süren bu yolculuk, bilincimi bana gösteriyor. Değişeceksin diyenlere inanmazken.
Değişmiş açıyorum kendimi. Yaşadığım her duygunun anlamını bir kere daha iyi anlıyorum.
Kalbim öyle güzel atıyor ki, öyle anlamlı ki oranın varlığından emin olarak nefes almak. Aldığım her nefesi keyifle geri bırakmak.
Hayatımda yaşadığım en şanslı gündü. Sonsuzluğu bana gösterdi. Ölümsüzlüğün ta kendisi olduğumu bana yaşattı. Artık çok daha iyiyim. Artık çok daha farkındayım.
Öyle bir iyileşme sürecine girdim ki, herşeyi aniden sıfırlayamıyorum. Arada deliriyorum, arada eski ben oluveriyorum. Sonra diyorum ki, hooop dur. Durduğumda farklı bakıyorum.
Durduğumda yine ben oluyorum. Gerçek ben oluyorum. Yeni tanıştığım ben oluyorum.
Çok planlarım var, çok hayalim var.
Çok şeyi sıfırlıyorum hayatımdan.
Bu akşam anneme, son 1 ayımı anlattım. Hem de en ince ayrıntısı ile. Sessizce şokta dinledi.
Çok üzüldü, gözlerindeki hüzünü gördükçe daha çok anlattım. Yaşamalı bilmeli bunu dedim.
Hikayelerin sonunda dedi ki, kızım her yaşadığın boktanlığın bir sebebi var. Sen benim kaderimi yaşamışsın. Moda'da anlattıklarını öyle anlıyorum ki, aynısını babanla yaşamıştık. Birebir aynısı hem de. Çok üzgünüm ama var işte nedeni. Neden benim yaşadıklarıma benzer bu kadar olay yaşadığını bilmiyorum ama bunlar seni iyi yapan taraf işte. Bunlarla öğreniyorsun. Hala onun ödevini yapıyorsun. Hala ona saygı duyuyorsun. Bunun tek nedeni, kendi hatalarını da görüyorsun, ona kötü davranamayacak kadar da iyisin.
Düşündükçe, annem anlattıkça daha da iyi anladım. Aslında bu kadar zaman aklımdan bile geçmeyen bu kadar olay, nasıl da babamla yaşadıklarımdı.
Birebirdi, annemin de dediği gibi. Beni nelerin hasta ettiğini göstermek için gönderilmişti belki de.
Şu an ise inanamıyorum yaptıklarıma. 5 Yıl belki de 10 yıl büyüdüm.
Kimseye kızmadan, kimseye sinirlenmeden büyümeye devam etmem gerektiğini sindirerek anladım.
Beynimdeki hiç bir acıya yer olmamalı. Beynimi kirletecek hiç bir saçmalık olmamalı.
Yıllar geçse de, o seanslar, bu yaşananlar hiç bir zaman unutulmamalı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder