Herşey o kadar basit ki aslında!
İnsanlar anlaşamıyor, çünkü kendini anlatamıyor.
Bu sabah amca bağırıyor, 'senin ananı avradını bla bla bla, anla lan anla'
İşte kanıt. Şiddetli geçimsizlik, şiddetsiz geçimsizlik, hiç fark etmez.
Anlatamıyoruz işte, anlamadı diyoruz sonra; sesimizi yükseltiyoruz, bağırınca daha iyi duyacak, duyduğunda anlayacakmış gibi.
Empati yapamıyoruz o an, yüksek çıkan sesimizi duyan beynimiz diyor ki, amına kodumun salağı beni ne hale getirtti hala anlamıyor.
Sonra o da bağırıyor. Bağırarak da anlamyınca, beden dilimizle anlatmaya çalışıyoruz.
Karşı tarafa vurduğumuzda anlayacağını, en azından zorla kabul ettirebileceğimizi düşünüyoruz.
Özellikle bunu yapan insanların, ağzıyla kendilerini ifade etme yeteneği her zaman az olmuştur. O sebeple bu yolu çok deneyen adamların beyni küçük vücutları gelişmiştir.
Sonuca gelirsek de, anlatmak zorunda değiliz her zaman.
Benim pencerem, onun penceresi olmak zorunda değil.
Bence hayatın sırrı bunu yapabilmekten geçiyor.
O zaman güçlü iletişimler ve ilişkiler kurabiliriz.
İşte bu iletişim problemleri bizleri asosyalleştirdi. Bu problemler bizleri, sosyal medya bağımlıları yaptı.
Yeni çıkan dijital çağın gereği, kendimizi hislerimizi kızgınlıklarımızı mutluluklarımızı paylaşamadığımız için, bu kadar feysbuklarımızda yaşar olduk.
Dün hayatımda ilkimi yaptım. Çirkinleşen birine, sadece sarıldım. Sakin ol diyebildim.
Halbuki benim de aynı reaksiyonla saldırmam gerekirken, bunu yapmadım. Ona yaptığı hatayı göstermenin tek yolu belki de ona sarılmaktı.
Fakat öyle bir nokta var ki, karşımdaki bana zarar vermeye, bu üslupumu anlamayacak biri ise, kuracağım yada kurmak istediğim iletişimi anlaması için çaba sarf etmek, en azından o an için en büyük yanlış.
Dün ilk ke böyle birine kızmadım. Bana zarar vermeye, hayatımı etkilemeye, kararlarımı değiştirmeye çalıştığı nokta da zarar görmemek ve de dayanamayıp o an onun reaksiyonlarını vermek için gittim.
O kadar doğru bir hareketti ki.
O kişi bana yaptığı akıl almaz yanlışlara rağmen, hayatımın en önemli bir parçalarından. Ve bu kadar uzun süreli zamanda ilk kez doğru hareket ettim.
Elbette anlamadı, elbette daha da çirkinleşti ve buna bile kızmadım.
Bu da harika bir başarıydı benim için.
Kızmayacağım da. Çünkü o bir kör ve ben kör düye kimseye kızamam.
Belki de ben körümdür ve de o da bana körüm diye kızamaz.
Hala benim için öyle değerli ki ama hislerimde değien en güzel duygu da, ben kör insan istemiyorum, ben bağırarak, zorbalıkla dünyamı alt üst eden insan istemiyorum. Onu sevsem de, o zorba oldukça benle olamayacak ve o değiştiği bir gün merhaba diyip geldiğinde, bende ona sımsıkı sarılacağım...
Sarılmak elbette bu süreçleri yaşamadan önce çok daha gerçekti, çünkü çok zarar gördük. Eskisi gibi sarılamayacağım tabi ki ama önemli olan affetmek değil mi!
Kendini onu dünyayı affetmek ve anlatmak, kaçmamak, zarar vermemek, bağırmamak, ayakta kalabilmek...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder