Bugün, barney'in ruhu için bir huzur evine gittim ve günün hatta belki de hayatımın en anlamlı anlarından biri sayılabilecek bir olayı paylaşacağım.
Öncelikle, gittiğimin ilk 1 saati resmen kimseye dokunamadım öpemedim. İlk girdiğim koğuş, çok ağır çiş ve kaka kokuyordu. Ben ki süper sevecen insan, dondum kaldım resmen. Konuşamıyorum, dokunamıyorum, sarılamıyorum. Sonra bir açıldım, her yere girip, her teyzeye amcaya sarılır olmuştum.
8er kişilik geniş odalarda, binalar kadın, erkek koğuşları olarak bölünmüş.
Geziyorum tek tek odaları. Bir odaya girdim ve girdiğim gibi 'Bu lan demem' aynı anda oldu, kocaman bir kitaplık, önünde bir yatak, üstünde bir amca, kağıt kalem yazıyor bir şeyler.
Hemen gittim yanına, merhaba kızım dedi, tam bir İstanbul beyefendisi, masmavi gözleri, belli günlük traş oluyor, fakat görememiş, bazı kısımları yer yer kalmış. Kendi kendine, elinden geldiğince yettiği de ortada.
O kadar nazik ve şeker konuşuyor ki, hayran kalıyorsunuz. Hikayesini yazıyorum şimdi.
74 Yaşında, istanbul erkekten mezun, ardından itü Alman Filolojisi bölümü gibi bir bölüme başlayıp, 3. sınıfta bırakıyor. 1 şiir Kitabı var. En yakın arkadaşı, kitapları.
Sürekli kitap okuyor, sürekli gelişiyor, geliştiriyor ruhunu.
O kadar güzel konuşuyor ki, kitap gibi. Tane tane, düşünerek ve en güzel cümlelerle.
Sonra dedi ki, ben 18'imde bir kız sevdim, 4 yıl arkadaştık ve bir gün kayboldu ve haber alamadım, bende ona 4 yıl önce bir şiir yazdım(aradan geçen yıllar, sana bunu okumak isterim. Bilen bilir, ben şiirden nefret ederim (bknz: kanit:) Sonra amcamız bir şiir okudu ki, güzel tasvir edemem ama en doğru kelimelerle anlatacağım.
Boşluğa bakıyor, gözlerinde bir ışık var. Ama o ışıkta, öyle bir acı, öyle bir hüzün var ki, aklınızın alamayacağı kadar, şiir başladı ve gözleri doldu, ağlamamak, o gözlerden yaşlar akmamak için direniyor, utanıyor benden ama bir yandan da görüyorsunuz, o şiiri okurken, o kız karşısında. Resmen görüyor gibi bakıyor.
Şiir sevmeyen ben, bir anda tüm yüzümün ıslandığını fark ettim. Gözyaşlarım durmuyor, boğazımda o söylenilen düğümü ilk kez hissettim. Nefesim kesildi. Kalbimin içinde kocaman bir acı yaşadım, başrolde Turan Amca ve Nesrin Teyze!
O şiir sonrası, seni sıkmadım değil mi kızım dediğinde, resmen dilim tutuldu, diyemedim bir şey, zar zor çıkan sesimle, çok güzel diyebildim.
Bir süre sustuk, o uzaklara bakarak düşündü, bense ağlamamın durması için dua etme dakikaları yazıyordum.
Sonra götü toparlayınca, tekrar konuşmaya başladık.
Kitaplara aşkından bahsetti, ardından fotoğrafçı olduğunu öğrendim, Türkiye'de sayılı, rütuş ustalarındanmış. Fotoğrafçılar bilir, negatif üstünde rütuş yapmak, en az fotoğraf çekmek gibi bir sanattır.
Sonra kara kalem resimlerini gösterdi, vesikalığınızı bırakıyormuşsunuz, çiziyormuş, cep harçlığı çıkarıyormuş.
Öyle güzel kara kalemler ki, bire bir denilen bir şey varsa, o birebirdi işte.
Yaklaşık 1 saatlik konuşmamızın ardından, artık kalkmam gerekiyordu.
Ne o benim gitmemi, ne de ben kalkmayı istemiyordum.
Fakat artık gitmem gerekiyordu.
Giderken, kızım benim istediğim bir kitap var, geldiğinde ödememe izin verdiğin taktir de, 'Atatürk'ün Aşkı Latife Hanım' adlı kitabı almanı istiyorum dedi. Biliyordum o kitabı okumak istiyordu ama asıl amacı benim oraya tekrar gelmemi sağlamaktı.
Gelicem o kitabı getiricem sana ve en sevdiğim yazarın bir kitabını da getiricem dedim.
Ne kadar sevindiğini, gözlerinin nasıl parladığını eğer bir kere görmüş olsaydınız, sanırım o an ölmeyi istediğiniz an olabilirdi benim gibi.
Sarıldım sımsıkı, öptüm yanaklarından. Giderken, bir gün gelirsen, bu yatak boş olursa, üzülme tamam mı dediğinde, bir kere yutkundum. Dizlerimin bağı çözüldü, deyiminin ne olduğunu anlayarak, resmen sendeledim.
Çıktığımda iptaldim. Çıktığımda, kendime sözümü vermiştim, bu adamı öleceği güne dek bırakmayacaktım.
Perşembe günü işe gitmeyeceğim okulum olduğu için ve ona o kitaplarla gidip, fotoğraflarını çekeceğim.
Bir de o şiiri tekrar okutup, videoya çekeceğim.
Bugünümün nasıl geçtiğini, her hangi bir kelime ile anlatamamakla birlikte, resmen canımı acısı ile mutluluğu aynı anda hissettim.
Çılgınlar gibi barlarda içiyor sıçıyor, eğleniyoruz. Sadece 1 saat bile gitse insanlar, oradan çıktığında, insanlığı hissediyor.
Ama dua almaya gitmeyin, görüntü olsun diye gitmeyin, laf olsun diye gitmeyin.
Gerçekten gidin, hissedin, sarılın, öpün, gözlerinizi parlatın...

4 yorum:
O anı yaşamış gibi oldum ellerine sağlık çok güzel anlatmışsın.
Canım yaa!Yutkunarak okudum seni o insan yüreğinden öpüyorum..bir iki arkadaş zaman zaman senin yaptığını yapıyorum bende gider bir dolanırım oraları..benim büyüklerim olmadığı için kendi canlarımı arar gibi olurum tenlerinde ellerine dokunduğumda..:))
Çok güzel bir şey yaptığını bilesin istedim..:))
Üstüne bişey diyemiyorum. Sadece yutkundum.
Yarın yine gidiyorum ve iple çekiyorum:)
Hepinizin selamını da götüreceğim.
Ne yazık ki, artık babamdan alabileceğim bir makinam olmadığı için, videoya çekemeyeceğim:(
Yorum Gönder