Dün kısa bir öykü okudum, kısa ve çok güzel yazılmıştı, noktalama işaretleri kullanılmasa da, çok etkilendim. Hatta bugün vapurda giderken ve boğaz köprüsünden geçerken, hatırlayıp, çok duygulandım. Kendi cümlelerim ile paylaşacağım, çünkü sayfayı kapattım ve bir daha bulamadım, hatta bulmak bile istemiyorum olabilirim:)
Bir kral varmış, dünyanın en kötü kralıymış. Herkese zalimce davranır, kimse onu sevmezmiş ama kral diye seslerini çıkaramazlarmış.
Bir de dünyanın diğer bir ucunda bir kadın varmış, kralın tam zıttı, tertemiz kalbi bir iyilik meleğiymiş ve bir gün kadının yolu, kralın ülkesine düşmüş. Kadın kralı bir konuşma esnasında dinlemiş, güzel vaadlerde bulunuyormuş. Kadın krala oracıkta aşık olmuş ama çok da gururlu bir kadın olduğundan ne yapacağını da bilemiyormuş. Kral onu halkın arasından görmüş ve demiş ki, işte karı budur ve çok kısa sürede hemen bir düğünle evlenmişler. Herkes kralı bir şeytan gibi görse bile, kral kadına asla bu halini yansıtmamış. Kimse de kadına bu durumdan bahsedememiş.
Ve ikisinin kısa sürede, nur topu gibi, güzel mi güzel, göreni hayran bırakan bir kız evlatları olmuş. Kral dünyanın en iyi babası olmuş, karısına da, kızına da tapıyormuş.
Fakat karısının ve kızının yanından ayrıldığı gibi, ona isyan edenleri hiç acımadan boyunlarını vurduruyor, minicik bir suç işleyeni yaktırıyor, küçücük bir hata yapanı zinciri vurduruyormuş.
Ve bir gün kral, yine birini yaktırmış, derken yaktırdığı çocuğun annesi öyle acı çekmiş ki, bunu kralın yanına bırakmamak için yemin etmiş ve kralın tüm ailesini lanetlemiş.
Kısa zamanda kralda eşi de birbirinden nefret etmeye başlamışlar, kadın kralın aslında nasıl da kötü biri olduğunu da bu sayede öğrenmiş.
Kral aynı halka yaptığı gibi, eşine de cezalar vermeye başlamış. Hatta kızını bile gözünü kırpmadan cezalandırıyor.
Artık karısından da nefret ediyormuş. Kızları, annesi ve babası arasındaki bu çirkin ilişkiden öyle etkileniyormuş ki, ikisi birbirlerine zarar vermekten, kızlarına bir an olsun ilgi göstermiyorlarmış.
Kızı büyüdükçe asileşiyor, babasına ve annesine isyan ediyormuş. Aslında ikisi de kızlarını sevseler de, birbirlerine zarar vermekten, kızları ile ilgilenmeye fırsat bulamıyormuş.
Ve bir gün kız tüm bunlara isyan ederek, şatoyu terk etmiş.
Başına öyle kötü şeyler gelmiş ki, ne kadar kötü bir dünyası olduğunu bilse bile, yüzlerce kere şatoya dönmeyi istemiş ama yapamamış.
Dilenci olmuş, faişe olmuş, hırsızlık yapmış...
Çok kötü bir yolda olduğunu bilse de, dönememiş ve bir gün bu böyle olmaz demiş.
Kurtulması gerektiğini o da biliyormuş. Ve faişelik yaptığı yerden kaçmış.
Tüm ülke onu ararken, o hep kılık değiştirmiş ve çoook uzaklara gitmiş.
Yıllarca, kötü babası ve babasından nefret eden annesi ile büyüyen bu kız, hayata neyle nasıl tutunacağını bilemezken, bir köye gitmiş. Köyde kimse onu tanımıyormuş, aç ve kalacak bir yeri yokken. Tüm köy halkı onun kim olduğunu bile bilmeden, kapılarını kıza açmış.
Kız orada ilk kez gerçek ve karşılıksız iyiliği görmüş. Annesi ona karşı hep iyi olsa da, babasına annesinin nefreti ve annesinin babasından nefreti ile büyüdüüğünden, hep arada kalırmış.
Köy halkı ona kapısını açmış, o da onlar için hep iyi şeyler yapmış. 1 Sene kadar onlarla yaşamış ama bir yandan da babasını ve annesini de özlüyor. Keşke onlarda böyle olabilselerdi diye üzülüyormuş.
Ve kızımız onlara iyilik yaparken, oranın iyilik meleği oluvermiş. Herkesden iyi, herkesin yardıma koşan, korkmadan seven, son lokmasını bile paylaşan bir kız olmuş.
Aslında kız annesinin babasıyla evlenmeden haline bürünüvermiş ve iyilik yapmak, insanların yüzünde gülücüklere sebep olmak kızın en güzel hobisi olmuş.
Derken, 1 yıl dolmuş ve oradan sıkıldığını fark ederek, başka bir şehire gitmiş. O şehirde, o köyde öğrendiği ticaret yöntemlerini uygulamış. Çok başarılı olmaya başlamış.
Bir kadın olarak başarıyı elde ettikçe, babasına benzemeye yavaş yavaş başlamaya başlamış.
Çok güzel bir kız olduğu için, herkesin dikkatini çekiyormuş, hele hele başarıları ile zaten herkesin elde etmek için çabaladığı bir kız olmuş.
Onu elde etmek isteyenlere önceleri çok güzel davranıyor, kendine aşık ediyormuş. Fakat kıza minicik bir zarar vermeye bile kalksalar, kız onları öyle kötü bir şekilde lanetliyormuş ki, bir daha asla ondan başka kimseyi sevememe lanetiymiş bu.
Kız bundan öyle zevk alıyormuş ki, annesinin iyiliği ve babasının kötülüğünü harmanlayarak, yaşattığı acılar ile tüm ona zarar verenlerden intikam alıyormuş.
O dönemde, büyücüler yakılarak öldürülüyormuş. Fakat kız herşeyi kulbuna göre uydurup, erkek nasıl lanetlendiyse, o da aynı şekilde lanetlenmiş gibi rol yaparak, bu suçu başkalarına atıyormuş. Bazen gerçekten karşısındakini yaptıklarından çok pişmanlık çekse de, onu çok ama çok sevse de, lanetlemeye ve suçu başkalarına atmaya devam ediyormuş.
Taa ki bir gün, kendisi ile başbaşa kaldığı bir anda, bu yaptıklarını fark edene kadar sürmüş bu.
Öyle vicdan azabı çekmiş ki, o köye gittiği halini hatırlamış, o karşilıksız verdiği iyilikleri, ona zarar bile verseler, kimseden intikam almadan unutup gidişlerini... Çok istemiş o haline geri dönmeyi ama becerememiş.
Ve o şehride terk ederek, kendi kendine ormanda yaşamaya karar vermiş. Herşeyden uzak, herkesden uzak. Artık kimseyi lanetleyemeyeceğini bilerek. Fakat kısa bir süre sonra aç ve evsiz kalmış.
Bir gece gözkyüzünden ay bile yokken, hayvanlar ulurken, çok korkmuş ve bir sincap görmüş.
Sincap ona 'NEREYE GİDİYORSUN' demiş, o bilmiyorum demiş. Gel benim evime, sıcak bir ççorba yapayım sana açsındır demiş. Kıza o kadar kötü bir anında, öyle güzel açmış ki kollarını sincap, hayır diyememiş kız.
O gece orada kalan kız, karnını doyurmuş, sıcacık yatakta uzun zamandır uyumadığı gibi uyumuş. Sincap onun zor durumda olduğunu biliyormuş, ona burada kal gitme demiş ve kız hayır diyememiş, yine eskisi gibi o bölgedeki herkese yardım ediyor, herkesin yardımına koşuyormuş. Herkes tarafından kısa sürede çok sevilen kız, sincabı öyle çok seviyormuş ki, kendi kendine tarif bile edemiyormuş. Her hayatına girenden farklı, herkesden özel. Sincap da onu çok seviyormuş ve bir gün sincap aslında sevmekten öte olduğunu, ona aşık olduğunu fark etmiş. Kıza bunu söylemiş, kızsa ne diyeceğini bilememiş, başta kızda kendini ona aşık sanmış. Çok mutlularmış, hem dost, hem sevgili, hem anne baba olmuşlar birbirlerine. İlk kez kız birine gerçekten bu kadar değer veriyormuş.
Ve her hikaye gibi bu da mutlu son olmamış. Kız bir gün ona aşık olmadığını anlayak, ona söylemiş. Yakın zamanda kavgaları başlamış. Sincapta aslında göründüğü gibi bir hayvan değilmiş, o da intikam meleğiymiş ama asla kız kadar olamamış. Sincap ona aşık olduğunu sandıkça, kıza zarar veriyormuş ama sincap bilmiyormuş ki, kızın canı yanınca nasıl da kötü bir yaratık haline geldiğini...
Ve her gün artan kavgaları ile, kız öyle korkmuş ki onu kaybetmekten ve ona zarar vermekten, bir sabah gitmeye karar vermiş ve gitmiş. Ailesine geri dönmüş.
Babası ve annesi öyle sevinmiş ki, ne yapacaklarını bilememişler. Ama kız sincaptan kopamamış, sürekli onu ziyarete gidiyor, onsuz yapamıyormuş. Sincapla uzun süre görüşmüşler.
Kavgaları devam etse de ikisi de sabretmişler birbirlerin ve bir gün kız bunun bu şekilde gitmeyeceğine karar vererek, sincapa seni istemiyorum demiş.
Sincap asla istenmemeyi kabul edememiş ve kıza büyü yapmayı denemiş, ona zarar vermek için dünyadaki hangi yöntem varsa denemiş ama kız kapatmış kendisini.
Ona zarar vermek istemese de, içindeki intikam ve babasından aldığı o kötülük duygusu sürekli tetikliyormuş.
Yapmamış, tüm o içindeki kötü duyguları yok ederek, sincaba yapmayacağım demiş, lanetlemeyeceğim onu demiş.
Lanetlememiş de. Kendine yeni bir hayat kuran kız, sincabı takip etmesi için adamlar tutmuş.
Eğer çok zor bir duruma düşerse, o adamlar yardım etsin diye.
Sincapsa her gün kendini yiyip bitiriyormuş. Artık eskisi gibi olmasa da, eskisi gibiymiş gibi olmaya devam ediyormuş.
Taa ki kız bir gün intihar etmeye karar verene kadar.
Bir mektup hazırlıyor ve bunu tüm zarar verdiği ve zarar gördüğü insanlara gönderiyor. Mektup baştan sona nefret akıyor, babasından, annesinden gördüğü tüm zarar tüm mektupta kendini gösteriyor, aslında kimse fark edemiyor o mektupta sizi lanetleyen bendim yazıyor.
Aldığı laneti saçan lanet mektubuna cevaplar yağmaya başlıyor. Kızdan herkes nefret ediyor! O kadar sevmelerine rağmen, herkes ölmesini istiyor.
Fakat kimse farkında değil, kız zaten intihar edecek...
O mektubu gönderdiği kişlerden sadece sincap, kızın aslını bilen tek kişi ve kıza bir mektup yazıyor.
Upuzun ve nefret dolu. Tüm içinden geçenleri, kızın aslının ne olduğunu bilen tek kişi olduğunu, uzun uzun anlatarak, kıza bir kuş ile gönderiyor...
Kız okuyor ve hepsini zaten bilirken, başka bilen birinin daha olduğunu öğrendiğinde, işte o an herşey değişiyor...
Değişenleri, uyuyup uyandıktan sonra yazmaya karar verdim. çünkü yüksek alkollü kırmızı tuborg bunu artık anlatmaya devam edemeyeceğinin sinyallerini verdi.
Öperim'!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder