Her hafta içi, oo yeaah bu haftasonu süper olacak diyorum. Çıkıyorum dışarı, içiyoruz, takılıyoruz, (dans etmeyi pek çok seven bir arkadaş olarak ve çevremde de benim kadar süper enerjik ve 5 saat durmaksızın dans edebilecek birini bulamamdan kaynaklı), çok fazla dans edemeden eve dönüyoruz. Sarhoş ve kendini bilmez halde yatıyoruz yatağa veya 2. seçenek çok eğlenemeden eve dönüp, bir film açıp, özellikle de atraksiyon olsun diye korku filmini açıp, bilgisayarın başında sızıyoruz. Sabah gözlerimi açtığımda yatakta aynı yüz, Glc:) Başk bir yüz istediğimden değil, fakat Glc nin yüzü, bana hep aynı geçen gecelerin sabahı olduğunu fark ettiriyor. Ve sevgili kara dul arkadaşım, beni sürekli gerçeklerle yüzyüze getirdiği için, depresyondan çıkamıyoruz:)
Fakat bu sabah çok komik birşey oldu, yine uyuduk, sabah açtım gözleri, kim lan bu diyorum, netliği yaptum lan glc bu dedim, o da o an gözlerini açtı, bir 10 saniye baktık birbirimize, ardından uyuduk. Sonra bir ara ben açtım gözleri, tak o bana bakıyor. Ben uyku sersemi baktım ona, sonra 'lan noluyor, sevgili gibi birbirimizi izliyoruz' dedim, güldük ve uyumaya devam ettik:) Ardından kahvaltıda öğrendim ki, Gülce yumurtanın beyazını bense, sarısını daha çok seviyoruz. İkimizde erkeklerden pek çok nefret ediyoruz. Her hafta birlikte uyuyoruz ve sabahları birbirimizi yatakta izliyoruz. İyisi mi biz sevgili olalım kimseyi bulazsak dedik ve Gülcenin bana benim ona (pek tarzımız olan:)) tek taşlarımızı almaya karar verdik:)
Her hafta aynı son, her hafta aynı hikaye. Sonlar hep aynı, oyuncular sonuna kadar aynı...
Sanırım artık dışarı çıkmadan, habire kitap okuyup, takı yapıp, evde mal mal bir sürü kurgulu fotoğraf çekip, fotoşop ve korıldrava kendimi vererek zaman geçirme zamanım geldi:)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder