İçimdeki tarifsiz sızının, hafif hafif akışkan hale geldiğini, gözlerimin arasından süzülmek istediğini fark edebiliyorum. Tutuyorum, akmıyor ama daha fazlası sıvıdan katıya dönüşerek, kalbimin içinde kocaman bir yumru halini alıyor.
Koca iş gününde, o yumruyla gezdim. 3 Tane 18 lik yavrucağın süüüüüpervayzırıydım. İşimle, sıçık psikolojimi birleştirmeden, yapmam gereken ne varsa yaptım. Sabah 5 buçuktan, akşam 5 e kadar süregelen bu süreçte. Kazandığım 50 tl nin, 30 lirasını da kadıköyde 2 saat içinde alkol ve sigara ile tüketip, kendimi tebrik ederek döndüm evime. Saatlerdir, bir mallıktır sürüyor. Meşgul olmadığım her saniyemi kitabıma kafamı gömerek geçiriyorum, otobüste ayakta, evde tuvalette, yatakta uyumadan, sokakta kaldırımda. Çok sevdiğimden değil, sadece düşünmemek için ama ara ara kopup kitaptan 'Ulan sevgilim terk etse, babam evden kovsa, arkadaşımla kavga etsem, sınavdan 10 alsam, aşık olduğum adam başkasını sevseydi keşke de, bunu yaşamasaydım' deyip duruyorum.
Herkes de, tutturmuş 'vardır hayır diye', bende Hayır hayır! diyip kapatıyorum telefonları.
Herkes hastalıklıymışım gibi davranıyor, telefonum manukyanın telefonu gibi, zırt pırt çalıyor. Evet süper birşey herkes, beni çılgınlar gibi hayal kırıklığına sokan bu olay karşısında, çok ilgili davranıyor ama benim o sözlere ihtiyacım yok!
Neyse sonuçta, herkes üzülüyor ve ben artık üzülemiyorum bile, 2 günde yaşlandığımı hissediyorum!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder