Aslında herşey beynindekinden ibarettir, aşk da, insan da. Tipinde bu noktada hiç bir önemli yoktur. Zaten sen fizikselden öte, hayalindeki ruha aşıksındır.
Fakat sonraları, tanıdıkça, o insanın hayalindeki insan olmadığını fark edersin. O zaman tipide, varlığıda, davranışları da rahatsız etmeye başlar.
Kandırılmış hissedersin kendini, 'eskiden böyle değildin dersin'durursun. Halbuki eskiden de öyle olan o insan, sadece eskiden tanımadığı biri ile iletişimini daha dikkatli kuruyordu ama artık yüzgöz olmanın etkisi ile daha rahat olmuştur.
Yani yine beynimizin oyununa gelmişizdir. Kandıran o değil, biziz kendimizi!
Sonunda o ilişki biter. Sıkılımışsındır, yüzgözlüğün etkisi ile kavga boyutları sınırlarını aşmıştır, hatalarını daha az kabul edip, alttan almalar azalmıştır...
İşte bu noktadan sonra o ilişki tamamen son bulur. Fakat biz doyamayız, kandırıldığımız beynimizin bizi daha da kandırmasına...
Ayrılırız, sonra eternal sunshine of the spotless mind'ı hatırlarız, lan biz birbirimizi o kadar sevdik, şu sikindirik şeylerden neden ayrılıyoruz diyerek bir telefon açarız ve tekrar başlarız. Sonuç yine aynı!
Kısır döngü bir yerde sona erer. Çünkü birine ya da ikisine birden 'tak' eder. Bir süre acı çekilir.
Daha sonra, taraflardan birisinin veya ikisinin birden karşısına yeni bir insan çıkar. Tak diye yine aşık olunur. Eğer taraflardan biri başkasına aşık, diğeri ise hala kısır döngünün bitmediğini sanarak, beklenti içinde olup, öteki tarafın yeni birisini bulduğunu öğrenirse, tam o noktada deli aşk acısı dönemi başlar. Bazıları sapıtır, saldırır, bazıları hemen yeni birisini bulma yolunda kocaman adımlar atar, bazılarıysa evine kapanıp üzülmeyi tercih eder.
Bu ilişkiyi yaşamış ve ardından yeni bir ilişkiye başlamış taraf, aynı kafada devam ettiği sürece de. Daha kocaman farklı bir kısır döngüye girer. O da, karşısındakinin yüzlerinin sürekli değiştiği, ayrılıp, yeniden başlanan ilişkiler kısır döngüsü...
Peki nasıl olacak bu iş dersek.
Bana kalırsa düzeyli ve daha uzun soluklu ilişkinin yolları:
-Az telefonla görüşmek,
-Az aynı evde bulunmak,
-Süreçleri löp löp yaşamaktansa, daha bir yavaş ilerletmek,
-Ayrı ayrı dışarı çıkabilmek, ayrı arkadaş gruplarına sahip olup, ara sıra o grupları buluşturmak,
-Gün içinde her anını, saniye saniye anlatmamak ve anlattırmamak,
-Sosyal olmak,
-Birlikte olduğunda, anlatacak çok şey bırakmak,
-Tüm geçmişini (full ayrıntılarla) anlatmamak...
Bunlar ilişkiyi daha uzun soluklu yapar ama yine de ömürlük ilişkiye inanmam ben. Sıkılırsın mutlaka, çünkü devir eski devir değil, hayat çok hızlı akmakta, herşeye çok rahat ulaşabilinmekte, sekslerin bir normalitesi bulunmamakta, sınırlar çok ama çok genişlemekte...
Bu sebeple, ben çocuğumu doğuracağım adamla evleneceğim, yürüdüğü yere kadar devam ettirip (muhtemelen 5-6 yıldır, ki çocuk sağlığı içinde gerekli azami süre de odur), sonra da boşanacağım. Nerden biliyorum bunu, şurdan biliyorum, ben süreklilikten, monotonluktan sıkılan bir insanım, evrendeki insanların yüzde 95i gibi...
Çocuk doğurma yaşımı da, 35 olarak görüyorum. Toplam 10 yılım var sınırsız mutluluk ve aşk yaşama süresi olarak.
Bu 10 yılda da, demin ki yöntemleri uygularsam, muhtemelen hayatıma maksimum 3 kişi daha girer. Ne kadar az insan, o kadar temiz geçen ve huzurlu hissettiren bir geçmiş demektir. Bu da insanı geleceğe karşı umutlu kılar ve tatmin eder..
2 yorum:
mantıklı,
çocuk olmasa daha iyi ama :)
Ama her kadın (yada çoğu) bir bebeğe sahip olmayı ister:) Bende o bencil topluluktanım:)
Yorum Gönder